Aydın yada yazar önce kendi toplumunu gerçeğini görmek zorunda. O, sancılarını, kavgalarını, değişmelerini dile getireceği bir toplum olmadan sunidir.
Toplumdaki dönüşüme, yükselen sınıfa, yeni seslere bigane kalamaz. Orhan Pamuk bu yüzden gerçek bir yazar ve aydın. Teknik becerisi kadar gözlerini topluma çevirme cesareti olduğu için de. “Benim Adım Kırmızı” ve “Kar” bana yazar hakkında bunları düşündürttü. Batı ve batılı değerler adına topluma bakan, yabancılaşmış aydınlardan sonra, yargılamaktan ziyade anlamaya çalışan yazarların ortaya çıkması, bir çok gelişmeden daha ümit verici. Orhan Pamuk’a yapılan oryantalist yakıştırması belki bir parça haklı fakat ülkemizde bu yakıştırmayı ondan daha fazla hak eden bir çok aydın var. Ayrıca Orhan Pamuk bu özeleştiriyi kendi ve kendi şahsında Türk aydını adına da yapıyor. “Kar” romanındaki Ka karakteri, kendisinin ve Türk aydınının kafa karışıklığını ve topluma yabancılığını, dile getirmesi bakımından yeterli. “Ka’nın” sözlerinden (yazarın düşüncelerini de ifade eder şekilde) kendini bir batılı gibi hissettiğini, topluma hatta dine ve Allah’a batılı gibi baktığını anlıyoruz. Fakat yazar bu durumun farkında ve temelde de sorguladığı şeylerden biri de bu. Yani amacı topluma bir şeyler dayatmak değil, kendini ve toplumu sorgulamak.
Onu Türkiye’de aydın ya da yazar geçinen bir takım insanlardan ayıranın bu iyi niyetli çaba olduğunu düşünüyorum.