Kullanıcı Adı:
Şifre:


Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Sayfa (2): « İlk < Önceki 1 [2] En Son »
Kahraman Türk Kadınları
08-06-2007 11:46 AM RE: Kahraman Türk Kadınları
VeGA
Forum Sahibi
********




Üye Bilgileri
Rütbe : Forum Sahibi
Nerden : MaLtEpE
Mesaj Sayısı : 5,520
Katılım Tarihi : Aug 2006
Durum : Çevrimdışı


Rep Bilgileri (Karizma)
Rep Ver :

Rep Puanı : 34
Rep Grafiği: 34


Hızlı Mesajlaşma



Mesaj: #11
RE: Kahraman Türk Kadınları


Cenup Cephesi’nde 9. Tümen kuruluşunda bir gönüllü müfreze vardı. Bunun komutanı genç bir kadındı. Tümenden aldığı bir emirle Osmaniye’deki müstahkem Fransız karargâhına taarruz edecek olan bu müfreze, 1920 senesinin 1 Temmuz sabahında harekete geçti.

Tayyar Rahmiye müfrezesini ustaca bir tertiple yavaş yavaş hedefe doğru ilerletti. Fakat, bir an geldi ki, artık ilerlemeye imkân kalmadı. Çünkü, Fransız karargâhı çok iyi tahkim edilmiş ve bol silâhla müdafaa edilmekteydi. Duraklayan çetesini harekete geçirmek, yeni bir taarruz hızı verebilmek için sarfettiği bütün gayretleri boşa çıktığını gören bu kahraman Müslüman–Türk kadını şiddetli düşman ateşine rağmen ayağa fırlayarak:

“–Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olmanıza rağmen yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz!” diye bağırdı.

Erkeklerin gururuna dokunan bu söz ve jest, ruhları sararak kahramanlık hislerini kamçıladı ve hücum yeniden başladı.

Yağmur gibi yağan düşman ateşi, bu hücumu bir an olsun durduramamıştı. Karargâh binasını saran çember gitgide daralıyordu. Çetenin efrâdı bir hayâlet gibi hedefine yaklaşıyordu. Yazık, çok yazık! Bu ateşli ve bu vatansever kadın, karargâh kapısına on adım kala şehid oldu. Bu kayıp, burada, büsbütün başka bir tesir meydana getirmiş ve çetenin onuruna dokunmuştur. Bu milli şahlanışın ateşlediği ruhlar, bir hamlede karargâhı zaptetmişlerdir.

Tayyar Rahmiye’nin diğer bir iki arkadaşı ile birlikte kahramanlıklarını dile getiren Erkân–ı Harbiye–i Umûmiye Riyâseti Arşivi’nde mevcut olan aşağıdaki vesikayı dikkatlerinize arz ediyoruz:

Kahramanlık vesikası

Ordu Dairesi Reisliği’ne
26 Şubat 1936 tarih ve 1. Şube 1988/789 sayılı yazı karşılığıdır.

İstiklal Savaşı’nda Türk kadınlarının, savaşın devamı müddetince, kâğnılarla ve sırtlarıyla orduya cephane, silah ve erzak taşıdıkları gibi; yaralıların yaralarını sarmak ve cephe gerisine taşımak gibi büyük hizmet ve fedakârlıkları sabittir. Bunlar arasında bilfiil muharebe edenler içerisinde şahsiyetleri temâyüz etmiş olan üç kadının menâkibi aşağıda yazılmıştır.

1. Yunan işgali sırasında, Akıncılar müfrezesinde Halil Efe’nin eşi Gördes li Bayan Makbule henüz yirmi yaşını ikmal etmiş, gençliği ile beraber cesur ve çevik bir kadındı. (1)921’de Halil Efe ile Demirci’de evlenmiş ve iki ay sonra kocası ile birlikte yurdu kurtarmak için dağa çıkmış, sekiz ay dağlarda kar, yağmur ve çamurda beraber gezmiş ve düşmanla muharebe edip, Milli İstiklal Savaşı’nın muvaffakiyetle sonuçlanacağına kanaat getirerek yılmaz bir azim ve sebatla erkelere büyük örnekler vermiş ve bunların medar–ı teşviki olmuştur.

Cesaret timsali

Kendisi siyah pantolon, ceket ve uzun bir manto giyinir, ayağında çizme, başında siyah başlık ve elinde bir Japon filintası taşırdı. Düşmandan iğtinam ettiği doru atı üzerinde daima müfrezenin artçısı olurdu. Pek çevik ata biner ve iner, tehlike zamanında herkesten evvel silahını kullanırdı. Birkaç müsademeye girdiği gibi bir iki defa da düşmanın pususuna düşmüş ve hiçbir zaman metanetini kaybetmemiş, hatta telaş gösterenlere cesaret örneği olmuştur.

Aksihar’la Sındırgı’nın hatt–ı fâsılı olan Kocayayla’da yapılan bir müsademede 16 Mart (1)338–(1922)’de başından aldığı bir kurşunla şehid olmuş, aynı yerde kanlı elbisesi ve çizmesi ile toprağa gömülmüştür.

2. Adana’nın Külek Nahiyesi’nin Banzınçukur Köyü’nden Hasan Ağa’nın Hatice, Fransızlar’a karşı vatani vazifesini yapmak ve yurdunu korumak maksadıyla Kilikya Milli Kuvvetlerinden Emin ve Derviş ağaların müfrezesine gönüllü olarak iştirak etmiştir. Bu müfrezeler Haçkırı, Kelebek, Bilemedik istasyonlarında bulunan Fransız kıtalarına baskınlar yaparak çok zâiyat verdirmiş ve Fransızlar’dan

–çoğu Ermeni askeri olmak üzere– 200’den fazla esir ve birçok ganimetler almışlardır.

Mili kuvvetin öncüleri

Bu muvaffakiyet, Adana Milli Kuvvetlerinin şöhretini arttırmış, yiğitlik ve yılmazlıklarıyla anılan halkın kahramanlık hislerini kamçılamış ve Pozantı saldırısını tesri etmişti. Milli Kuvvetlerimiz Pozantı’yı muhasara ettiler. 8 Mayıs (1)336 (1920)’de Pozantı’ya üç cihetten saldırış ve bombardıman başladı. Hakim mevkilerde bulunan toplarımızın Toros Dağları’nda akseden müthiş gürültülerinden zevk alan Milli Kuvvetlerimiz Pozantı’ya taaruruza başladılar. Bu taaruruza bütün kadınlar, çoluk çocuklarıyla halktan, birçok kimseler iştirak etti.

Pozantı’da mahsur kalan Fransızlar’ın Tarsus istikametinde bir yarma hareketi yapacaklarını anlayan Hatice, bir kolayını bulup Fransızlar’a hulûl etmiş ve onlara yanlış kılavuzluk etmiş ve pek sarp olan Karaboğazı’nı tıkadıktan sonra firar etmiştir. En kısa zamanda Milli Kuvvetlere ulaşan Hatice, düşmanın pek fena vaziyette olduğunu haber vererek emrine aldığı yüz kadar silahlı adamı ile Karaboğaz’ın iki tarafındaki tepeleri işgal etmiş ve Fransızlar tam yarma hareketi yaparken, bir ateş baskını ile düşmana büyük bir zayiat verdirmiştir. Bu baskın neticesinde Fransız kıt’alarından 9 subay, 550 esir er ve 7.5’luk bir top ele geçirilmiştir. Hatice Hanım’ın oynadığı bu rol ve yaptığı fedakârlık her türlü kahramanlığın fevkindedir.

Cennete "uçarak"gitti
3. Osmaniye Kazası’nın Kaypak Nâhiyesi Râziyeler Köyü’nden Rahmiye Hanım Fransızların işkence ve tazyiklerine tahammül edemeyerek Hüseyin Ağa’nın Milli Kuvveterine gönüllü olarak iltihak etmiş ve (1)336 (1920) Şubat’ında Hasanbeyli civarında 89. Tümenle icra edilen taarruza müfrezesiyle bilfiil iştirak etmiştir. Bu müsademede Fransızlardan 80 tüfek ve 2 makineli tüfek alınmıştır. Müsademede şehid düşen ve ateş altında kalan iki arkadaşını kurtarmak için milli kuvvetler derhal ileri atılarak gidip şehidleri kurtarmış ve bu kahramanca hareketinden dolayı kendisine “tayyar” (uçan) nâmı verilmiştir.

Temmuz ayında Osmaniye’deki müstehkem Fransız karargâhına saldıran arkadaşlarının tereddüdünü gören Tayyar Rahmiye:

“–Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olduğunuz halde yerlerde sürünmekten ve saklanmaktan utanmıyor musunuz?” diye bağırarak arkadaşlarını hücuma teşvik etmiş ve Fransız karargâh kapısının on adım önünde alnından aldığı bir kurşun yarasıyla şehid olmuştur.


Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.

08-06-2007 11:46 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
08-06-2007 11:47 AM RE: Kahraman Türk Kadınları
VeGA
Forum Sahibi
********




Üye Bilgileri
Rütbe : Forum Sahibi
Nerden : MaLtEpE
Mesaj Sayısı : 5,520
Katılım Tarihi : Aug 2006
Durum : Çevrimdışı


Rep Bilgileri (Karizma)
Rep Ver :

Rep Puanı : 34
Rep Grafiği: 34


Hızlı Mesajlaşma



Mesaj: #12
RE: Kahraman Türk Kadınları


Milli Mücadele devirlerini idrak eden kadın muharrirlerimizden Şükûfe Nihal Hanım, “Domaniç Dağları’nın Yolcusu–Bir Yurt Gecesi” isimli eserinde dikkat çeken bir olay nakletmektedir:


“...İstiklâl Cengi sıralarında İnegöl toprakları bir büyük facia geçirmiş... Domaniç Dağları’ndan inen bir köylü kadını, düşmana yol göstererek vatana ihanet etmiş olan öz oğlunu silâhıyla vurarak bizzat cezalandırmıştır.

İki satırla kısaltılan bu hadise, bir roman, bir destan mevzuu olabilecek kadar geniş ve engin... Bir Türk kadınının yüksek vatan sevgisini ve inancını ifade ettiği için, kadınlık tarihimizin sayfalarına yeni bir ün katacak kadar haşmetli...

Biricik sevgili çocuğunu kendi elleriyle yere seren kahraman ananın yaşadığı bu hâl, hakikaten ibret vericidir....

Hikâyeyi, Kurtuluş Savaşı’nda bulunmuş bir arkadaştan şöyle dinlemiştim:

Bir Yunan fırkası, Bursa’nın Adranos Kazası’ndan geçti. Domaniç’ten, Sultan Dağları’ndan Kütahya üzerine doğru yürüdü. Karargâh Kumandanı Nâzım Bey şehid oldu. İnegöl halkı yediden yetmişine kadar düşmana karşı koymaya hazır... Silah bulamayanlar, taş, odun, demir parçalarıyla vatanı korumaya gidiyorlar!..

İhanet affedilmez
O sırada Domaniç Dağları’nın bu yiğit kadını da 20 yıl boyunca bütün bir gençliğini harcayarak yetiştirdiği oğlunun eline silahını veriyor. Ona aşıladığı vatan sevgisinden emin bir halde göğsünü gere gere, İnegöl’e düşmanın karşısına gönderiyor.

Lâkin, gel gör ki; dağdan inen bu saf köylü çocuğu, bize hıyânet eden bir jandarma onbaşısının oyuncağı oluyor. Yaptığı işin kötülüğünü farketmeden düşmana haber taşıyor.

Bir gün, köyünde oğlunu, yurdunun kurtuluşu için dua ederek bekleyen bu talihsiz anaya, uğursuz bir haber veriyorlar:

“–Oğlun düşmana casusluk etti!”

Kadın bir an duraklamadan silahlarını kuşanarak atına binip yola düşüyor. Kuytu ormanlar, yalçın kayalar aşarak bir yıldırım hızı ile İnegöl’e iniyor. Aldığı adrese göre oğlunun bulunduğu yere varıyor.

Kendisini görmek üzere geldiğini söylüyor.

Az sonra anasının gelişine sevinen genç, elini öpmek için koşa koşa yaklaşırken atının üstünde dimdik bekleyen kadın, kara feracesinin yerine sakladığı silâhı çekerek tek kurşunla onu toprağa seriyor... Ve atın başını çevirerek arkasına bakmadan, bir kasırga hızıyla dönüp kayboluyor...”

Küçük Nezâhet Milli Mücadele esnasında 10–12 yaşlarında idi. Babası 70. Alay Kumandanı Hâfız Halid Bey’in yanında birçok harbe iştirak etmiştir. Alay’ın askerleri için fevkalade ehemmiyetli bir rol oynamıştır. Bu harika küçük kız, yaşından beklenmeyecek derecede büyük cesaret örnekleri vererek babası Hafız Halid Bey’in kumandasındaki 70. Alay’ın birçok muvaffakiyetlerinin belli başlı âmili olmuştur. Hakikaten, Gediz Muharebelerinde geri çekilen askerlerin önüne çıkarak, “Durun! Nereye gidiyorsunuz?..” diye haykırarak etrafına olağanüstü bir cesaret aşılamıştır.

Bu gibi hizmet ve faaliyetleriyle, cepheyi teftişe gelen kumandanların da dikkatlerini çektiği için kendisine madalya verilmesi ve çeyizinin Meclis tarafından temini ve kendisini mirîmîranlık, yani sivil paşalıkla taltif edilmesi gibi tekliflerle TBMM’de müzakerelere konu olmuştur. Bu müzâkereler, O’nun hizmetlerinin ne kadar önemli olduğunu ve de takdirle karşılaştığını göstermesi bakımından son derece calib–i dikkatdir.

30 Ocak 1921 tarihinde Meclis’te vaki olan bu müzakerenin zaptında şunlar yazmaktadır:
Katip Feyyaz Ali Bey, Bursa Mebusu Operatör Emin Beyin teklifini okuyor:

“–Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyâseti Celilesine!.. İnönü Meydan Muharebeleri’nde bilfiil çarpışmaya iştirak ve her an, efrat ve zabitanı teşci eden 70. Alay Kumandanı Hâfız Halid Bey’in kerimesi 12 yaşlarında Nezahet Hanım’a ilk İstiklal Madalyasının verilmesi teklifini, Heyet–i Umumiye’nin tasdikine arz edilmesini rica ederim.” 30 Kânunusani 1337–(1921)
Celâleddin Arif Bey (Erzurum) :

“–İzahat verirlerse iyi olur efendim.”

Emin Bey kürsüye geliyor ve şu izahatta bulunuyor:

Millet bana yeter
“–Efendim bu Nezahet Hanım denilen küçük hanım, mini mini hanım, sekiz yaşında öksüz kalmış. Babasının da başka kimsesi olmadığı için babasının kucağına düşmüş ve Harbi Umumî’de muhtelif cephelerde, harp içinde büyümüştür. Hâfız Halid Bey denilen zat da, gayet kahraman bir kumandanımızdır. Nezahet Hanım, ne zaman bir neferin, bir zabitin sarsıldığını görse hemen yanına koşar, “haydi beraber çarpışalım” der, onunla beraber çarpışır.

Babasında ufak bir tereddüt görse hemen babasına koşar, “Aman baba hiç müteessir olma, annem vâkıa ölmüştür; seni de vururlarsa ben yetim kalmam. Bana millet bakar; hadi babacığım” diyerek teşvik eder. Ve kim bir parça sendelerse Nezahet Hanım mutlaka onun yakasına yapışır. Bu çocuk, mutlaka muhtac–ı taltiftir. İlk İstiklâl Madalyasını bu çocuğa verirsek büyük bir kadirşinaslık gösteririz.

Hamdi Namık Bey (İzmit):

Bir Paşa Hanım gerek

“–Efendim, Emin Bey biraderimizin buyurdukları Hâlid Bey ile kerimesini bendeniz de tanırım. Hakikaten böyledir. Yalnız ben diyorum ki, pek kıymettar addettiğimiz İstiklâl Madalyalarını Yunan madalyalarına özenmemek için 12 yaşında bir çocuğa vermek yerine büyüdüğü zaman cihazını temin edecek bir hediye takdim edelim.

Tunalı Hilmi Bey (Bolu):
“–Efendim, bendeniz ilk defa olmak üzere Osmanlı tarihinde bir “paşa hanım” görmek istiyorum. Kendisine “mîrimîran” rütbesinin tevcihini teklif ediyorum. Yalnız nişan değil, bir de rütbe.

Araştırma: Oğuz KÖROĞLU


Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.

08-06-2007 11:47 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Sayfa (2): « İlk < Önceki 1 [2] En Son »
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Türk Milletine verilen en şerefli görev!!! VeGA 1 14 30-09-2007 04:35 PM
Son Mesaj: Kansss
  Yeni Türk Harflerinin Kabulu VeGA 0 24 08-06-2007 11:55 AM
Son Mesaj: VeGA
  TÜRK TURAN TARİHİ DÜŞÜNCESİ VeGA 0 10 08-06-2007 11:53 AM
Son Mesaj: VeGA
  Türk Hümanizmi ve Anadolu erenleri VeGA 0 11 08-06-2007 11:48 AM
Son Mesaj: VeGA
  Türk Devletleri serkanca 0 22 21-08-2006 01:22 AM
Son Mesaj: serkanca

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git: