12-21-2006, 02:29 AM
Edebiyat ve tarih alanlarının kesişme noktasında, birçok türün bulunduğu ve bu türlerin her iki alanda da ilmî çalışmalarda değerlendirildiği bir gerçektir. Bu türlerin başında, doğrudan doğruya tarih alanına giren edebî eserler vardır ki bunlar edebiyat tarihî niteliği taşıyan ve hem edebiyatçı hem de tarihçi açısından değer arz eden eserlerdir.
Şu'arâ Tezkireleri, Vefiyâtnâmeler, Seyahatnâmeler, Fütüvvetnâmeler, Gazavâtnâmeler, Şehrengîzler, Kıssa-i Nebiler, Menâkıbnâmeler, Şakayikü'n-Nu'mâniyye Zeylleri vb. eserler bu grupta mütalaa edilebilir. Aynı şekilde edebiyat araştırmalarında da Osmanlı tarihi, tereke, salname, şer'iye sicili, vakfiye vb. tarih eserleri, özellikle biyografik çalışmalarda kullanılması gereken önemli kaynaklardandır.
Bir de bilim ve kültür tarihi bakımından dikkate alınması gereken eserler vardır ki bunlar, Türk toplum hayatının anlaşılması ve tetkikinde önemli materyaller ihtiva etmektedirler: Surnâmeler, Falnâmeler, Maktel-i Hüseyn'ler, Hendese, Hesap, Zayirçe, ilm-i Tıb, ilm-i Tencim vb. pek çok türdeki eserler, dönemin dil ve üslûbunu yansıtan birer edebî değer olmakla birlikte, bilim ve kültür birikimlerini de ortaya koyan türlerdir. Sözgelimi Surnâmeler, Osmanlı düğün şenliklerini ve bunun etrafında oluşan kültürü yansıtan önemli kaynaklardandır. Bir Surnâme metninde, dönemin yemek kültürünü, âdâb-ı mu'âşereti, saray geleneklerim, kültürel ve folklorik pek çok unsuru bulmak mümkündür. Bilhassa kültür tarihî araştırmalarda bu tür eserler, büyük bir değere sahiptir. Aynı şekilde Şehrengîzler de şehir monografilerinin hazırlanmasında önemli kaynak niteliği taşırlar. Ayrıca, şifahî edebiyata ait malzemelerin, atasözü, deyim, masal, hikâye, fıkra gibi anlatım türlerinin de zengin sosyal ve kültürel malzemeler içerdiğini hatırlatmakta fayda görüyoruz.
Burada, konu sınırına da riâyet ederek, daha ziyâde dikkatlere sunmak istediğimiz edebî eserlere, Dîvânlar'daki tarihî malzemelere geçmek istiyorum.
Bilindiği gibi divân, Osmanlı şairlerinin şiirlerini ihtiva eden ve belli bir tertibe sahip olan şiir
kitabıdır. Divânların dizilişinde başta yer alan kasideler, mutlak anlamda bir maksat üzerine yazıldıkları için, çoğunlukla tarihî muhteva taşıyan eserlerin başında gelmektedirler. Kasideler dışında, özellikle tarih manzumeleri dikkat çekici bilgiler içermektedirler. Doğum, ölüm, evlilik vb. konular dışında, özellikle mimarî eserlerin yapımı ve bitişlerine yazılan tarihler, bir dönemin kültür ve sanat envanterini tespitte kullanılabilecek niteliktedir.
Divânlarda, tarih araştırmalarında oldukça önem taşıyan yazılı malzemelerin yer aldığı bilinmektedir. Bu malzemelerin nitelikleri üzerinde biraz durmak gerekmektedir. Genel olarak bir maksat, bir niyet üzere yazılan kasidelerde, padişahların cülusu, zaferleri, fetihleri de yer alır. Vezir ve şehzadelerin medhi niyetiyle yazılan kasidelerde de aynı biçimde dönemin tarihî, sosyal ve kültürel hadiselerine değinilir. Gerek padişahın gerekse vezir veya şehzadelerin övüldüğü hususlar ve yaptıkları işlerin değerlendirilme biçimi, oldukça önem taşır. XVIII. yüzyıl şairlerinden Şeyh Gâlib'in, III. Selim'i överken kullandığı, "müceddid", "Mehdî-i sâhib-zamân", "mülke hayât-ı nev veren", "pân-zehr re'y" gibi sıfatlar, bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. Bu husus, Galata Mevlevihanesi (ve dolayısıyla Mevlevi çevrelerinin) Sultan'ın yapmak istediği yenilikleri desteklediklerini de göstermektedir. Şeyh
Gâlib: Ebyâtım oldu saf-keş-i dîvân-ı ma'rifet
Nev 'asker-i müretteb-i şâh-ı cihan gibi
(Beyitlerim, tıpkı padişahın düzenli askerleri gibi, marifet divânında saf tuttu.) Beytinde, "yeni askerî nizam"ın takdir edildiği anlaşılmaktadır. Çünkü şair, burada "nev 'asker" ifadesini müşebbehün bih (kendisine benzetilen) olarak kullanmıştır. Şair, beyitlerinin dizilişini, padişahın düzenli askerlerinin muntazam saflarına benzetirken, aynı zamanda siyâsî bir mesaj da vermektedir.
Gâlib'in Sultan III. Selim'in vefatına yazdığı kasidede de Yeniçeri Ocağı'nı îmâ yollu anlatma biçimi güzel bir örnektir:
Külhan-ı mürdeye dönmüştü ocağ-ı eyyâm
Etmeseydi eğer ol cem'-i perîşânı çerâğ
(Eğer o padişah, düzensizliği toplayıp âdetâ bir fitil gibi bir araya getirmeseydi, günlerin ocağı, şimdi çoktan sönmüş külhana dönüvermişti.)
Tarihî araştırmalarda önem taşıyan edebî malzemelerin başında gelen kıt'alar, bilhassa maddî kültür unsurlarının envanterini çıkarmak bakımından ele alınabilir. Genellikle tarih düşürmede kullanılan kıt'alar, doğum, ölüm, tahta çıkma, sadâret veya vezaret makamına atanma ve çeşme, hamam, han, saray, kervansaray, köşk gibi mîmârî eserlerin yapımı veya tamir ve bakımı ile, şairin veya dost ve arkadaşlarının özel durumları (sakal bırakma, bir eseri bitirme, bir yerden ayrılma vb.) gibi konularda yazılır. Tarihî olaylarda ebcedle tarih düşürülen kıt'alardan hareketle, bir eserin tarihîni, mimarî hususiyetlerini, yenilenme, tamir ve bakımını tespit etmek mümkündür. Özellikle istanbul, Edirne, Bursa, Halep gibi şehirlerdeki Osmanlı mîmârîsinin tespit ve değerlendirilmesinde Dîvânların tevârih bölümleri büyük önem taşımaktadır. Çoğu kıt'a nazım şekliyle kaleme alınmış olan bu şiirlerin değerlendirilmesi, tarih ve özellikle de sanat tarihi araştırmalarında kullanılabilir niteliktedir. Nitekim bu alanda örnek bir çalışma da ortaya konmuştur. III. Ahmed devri (1703-1730) istanbul çeşmelerini, bu çeşmelere düşürülen tarihlerden hareketle resim ve vesikalandırarak bir kitap bütünlüğünde hazırlayan Hatice Aynur ve Hakan T. Karateke, toplam 135 çeşme tespit etmiştir. Böyle bir çalışmayla, kitâbesi yıkılmış veya tahrip olmuş çeşmelerin bakım ve onarımı mümkün olacağı gibi, kaybolmuş, yıkılmış veya bilinmeyen birçok çeşmenin yeri ve durumu da ortaya çıkacaktır.
Şu'arâ Tezkireleri, Vefiyâtnâmeler, Seyahatnâmeler, Fütüvvetnâmeler, Gazavâtnâmeler, Şehrengîzler, Kıssa-i Nebiler, Menâkıbnâmeler, Şakayikü'n-Nu'mâniyye Zeylleri vb. eserler bu grupta mütalaa edilebilir. Aynı şekilde edebiyat araştırmalarında da Osmanlı tarihi, tereke, salname, şer'iye sicili, vakfiye vb. tarih eserleri, özellikle biyografik çalışmalarda kullanılması gereken önemli kaynaklardandır.
Bir de bilim ve kültür tarihi bakımından dikkate alınması gereken eserler vardır ki bunlar, Türk toplum hayatının anlaşılması ve tetkikinde önemli materyaller ihtiva etmektedirler: Surnâmeler, Falnâmeler, Maktel-i Hüseyn'ler, Hendese, Hesap, Zayirçe, ilm-i Tıb, ilm-i Tencim vb. pek çok türdeki eserler, dönemin dil ve üslûbunu yansıtan birer edebî değer olmakla birlikte, bilim ve kültür birikimlerini de ortaya koyan türlerdir. Sözgelimi Surnâmeler, Osmanlı düğün şenliklerini ve bunun etrafında oluşan kültürü yansıtan önemli kaynaklardandır. Bir Surnâme metninde, dönemin yemek kültürünü, âdâb-ı mu'âşereti, saray geleneklerim, kültürel ve folklorik pek çok unsuru bulmak mümkündür. Bilhassa kültür tarihî araştırmalarda bu tür eserler, büyük bir değere sahiptir. Aynı şekilde Şehrengîzler de şehir monografilerinin hazırlanmasında önemli kaynak niteliği taşırlar. Ayrıca, şifahî edebiyata ait malzemelerin, atasözü, deyim, masal, hikâye, fıkra gibi anlatım türlerinin de zengin sosyal ve kültürel malzemeler içerdiğini hatırlatmakta fayda görüyoruz.
Burada, konu sınırına da riâyet ederek, daha ziyâde dikkatlere sunmak istediğimiz edebî eserlere, Dîvânlar'daki tarihî malzemelere geçmek istiyorum.
Bilindiği gibi divân, Osmanlı şairlerinin şiirlerini ihtiva eden ve belli bir tertibe sahip olan şiir
kitabıdır. Divânların dizilişinde başta yer alan kasideler, mutlak anlamda bir maksat üzerine yazıldıkları için, çoğunlukla tarihî muhteva taşıyan eserlerin başında gelmektedirler. Kasideler dışında, özellikle tarih manzumeleri dikkat çekici bilgiler içermektedirler. Doğum, ölüm, evlilik vb. konular dışında, özellikle mimarî eserlerin yapımı ve bitişlerine yazılan tarihler, bir dönemin kültür ve sanat envanterini tespitte kullanılabilecek niteliktedir.
Divânlarda, tarih araştırmalarında oldukça önem taşıyan yazılı malzemelerin yer aldığı bilinmektedir. Bu malzemelerin nitelikleri üzerinde biraz durmak gerekmektedir. Genel olarak bir maksat, bir niyet üzere yazılan kasidelerde, padişahların cülusu, zaferleri, fetihleri de yer alır. Vezir ve şehzadelerin medhi niyetiyle yazılan kasidelerde de aynı biçimde dönemin tarihî, sosyal ve kültürel hadiselerine değinilir. Gerek padişahın gerekse vezir veya şehzadelerin övüldüğü hususlar ve yaptıkları işlerin değerlendirilme biçimi, oldukça önem taşır. XVIII. yüzyıl şairlerinden Şeyh Gâlib'in, III. Selim'i överken kullandığı, "müceddid", "Mehdî-i sâhib-zamân", "mülke hayât-ı nev veren", "pân-zehr re'y" gibi sıfatlar, bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. Bu husus, Galata Mevlevihanesi (ve dolayısıyla Mevlevi çevrelerinin) Sultan'ın yapmak istediği yenilikleri desteklediklerini de göstermektedir. Şeyh
Gâlib: Ebyâtım oldu saf-keş-i dîvân-ı ma'rifet
Nev 'asker-i müretteb-i şâh-ı cihan gibi
(Beyitlerim, tıpkı padişahın düzenli askerleri gibi, marifet divânında saf tuttu.) Beytinde, "yeni askerî nizam"ın takdir edildiği anlaşılmaktadır. Çünkü şair, burada "nev 'asker" ifadesini müşebbehün bih (kendisine benzetilen) olarak kullanmıştır. Şair, beyitlerinin dizilişini, padişahın düzenli askerlerinin muntazam saflarına benzetirken, aynı zamanda siyâsî bir mesaj da vermektedir.
Gâlib'in Sultan III. Selim'in vefatına yazdığı kasidede de Yeniçeri Ocağı'nı îmâ yollu anlatma biçimi güzel bir örnektir:
Külhan-ı mürdeye dönmüştü ocağ-ı eyyâm
Etmeseydi eğer ol cem'-i perîşânı çerâğ
(Eğer o padişah, düzensizliği toplayıp âdetâ bir fitil gibi bir araya getirmeseydi, günlerin ocağı, şimdi çoktan sönmüş külhana dönüvermişti.)
Tarihî araştırmalarda önem taşıyan edebî malzemelerin başında gelen kıt'alar, bilhassa maddî kültür unsurlarının envanterini çıkarmak bakımından ele alınabilir. Genellikle tarih düşürmede kullanılan kıt'alar, doğum, ölüm, tahta çıkma, sadâret veya vezaret makamına atanma ve çeşme, hamam, han, saray, kervansaray, köşk gibi mîmârî eserlerin yapımı veya tamir ve bakımı ile, şairin veya dost ve arkadaşlarının özel durumları (sakal bırakma, bir eseri bitirme, bir yerden ayrılma vb.) gibi konularda yazılır. Tarihî olaylarda ebcedle tarih düşürülen kıt'alardan hareketle, bir eserin tarihîni, mimarî hususiyetlerini, yenilenme, tamir ve bakımını tespit etmek mümkündür. Özellikle istanbul, Edirne, Bursa, Halep gibi şehirlerdeki Osmanlı mîmârîsinin tespit ve değerlendirilmesinde Dîvânların tevârih bölümleri büyük önem taşımaktadır. Çoğu kıt'a nazım şekliyle kaleme alınmış olan bu şiirlerin değerlendirilmesi, tarih ve özellikle de sanat tarihi araştırmalarında kullanılabilir niteliktedir. Nitekim bu alanda örnek bir çalışma da ortaya konmuştur. III. Ahmed devri (1703-1730) istanbul çeşmelerini, bu çeşmelere düşürülen tarihlerden hareketle resim ve vesikalandırarak bir kitap bütünlüğünde hazırlayan Hatice Aynur ve Hakan T. Karateke, toplam 135 çeşme tespit etmiştir. Böyle bir çalışmayla, kitâbesi yıkılmış veya tahrip olmuş çeşmelerin bakım ve onarımı mümkün olacağı gibi, kaybolmuş, yıkılmış veya bilinmeyen birçok çeşmenin yeri ve durumu da ortaya çıkacaktır.