09-16-2006, 11:37 AM
Gerek Küçük Asya ulaşımındaki yol üstü konumu, gerekse verimli toprakları dolayısıyla tarih öncesi ve tarih çağlarında yerleşme gören Nevşehir bölgesi, yakınında bulunan kaya kiliseleri, gelişmiş bağcılık ve şarapçılığa rağmen uzun süre köylerden oluşan bir yöre olarak kalmıştır. Selçuklu, Danişmendli, Moğol, Eretna, Karamanlı, Dulkadirli dönemlerini Kayseri ve Niğde'ye göre oldukça sönük yaşayan bölge, Yavuz Sultan Selim döneminde (1515) Osmanlı topraklarına katılır.
Eski adıyla Muşkara köyü, Ürgüp'e bağlı, her ikisi de Niğde sancağına, dolayısıyla Karaman vilayetine bağlıydı. Bölgenin imarı ve zenginleşmesi için Osmanlı topraklarına katılması yeterli olmamış, parlak bir dönemin başlaması için Muşkara köyünün adını ve kimliğini değiştiren devlet adamı, Sadrazam Damat İbrahim Paşa'nın işbaşına geçmesi gerekmiştir. 18.yüzyıl başlarından sonradır ki bir anda şansı açılarak "Nevşehir" (yeni şehir) adını alan bu merkez, Lâle sırasında kısa bir rönesans yaşamıştır.
Şehrin güney batısındaki yüksek tepeye inşa edilmiş olan kale, burçlarla desteklenmiş, ovaya hâkim bir savuma tesisidir. Selçuklu dönemine tarihlenen yapının beden duvarları kabaca yontulmuş taşlarla oldukça düzgün bir örgüye sahiptir. Köşelerde silindirik kulelerle takviye edilen yapının kapı cepheleriyle mazgal seviyesinde düzgün kesme taş örgü uygulanmıştır. İki yanda sivri kemerli nişler bulunan iki girişten biri kemerli, diğeri düz atkılıdır. Kalenin, Damat İbrahim Paşa tarafından tamir ettirildiğini gösterir bir kitabesi vardır. Bu onarımla birlikte muhafız kadrosu takviye edilmiş, İstanbul'dan getirilen toplarla tesisin işlevi arttırılmıştır.
Şehrin en eski anıtsal yapılarından biri olan Kaya Camii, Damat İbrahim Paşa tarafından H.1128-1715'te yaptırılmıştır. Basık kemerli avlu kapısındaki mermer bir levha üzerine işlenmiş sülüs kitabenin metni şair Dürrî tarafından yazılmıştır. Bir dış avlunun ortasındaki yapı, üç bölümlü son cemaat yeri ve tek kubbenin örttüğü bir kare mekândan oluşur. Girişteki sütunlar oval kesitli ve sade prizmatik başlıklıdır. Çapı 10 metreyi bulan kubbe, düzgün kesme taşlarla örülmüş olup bu özelliği ile türünün az rastlanan bir örneğidir. Duvarlar, pandantifler ve kubbenin iç yüzeyi bütünüyle sıvanmış sonradan yapılmış kalemişi süslemelerle bezenmiştir. 18.yüzyıl süsleme özellikleri gösteren mihrap ve minber, onarımlar sırasındaki zevksiz eklere rağmen ana çizgileriyle ilk durumunu korumaktadır. Son cemaat yerinin sağ köşesinden yükselen minare şişkin pabuç kısmı, şerefe altındaki akantus konsollu destekleri ve boğumlu külahı ile 18.yüzyıl İstanbul camilerindeki plastik özellikleri yansıtır. Taş süslemelerde görülen Batılılaşma belirtileri yanında, avlu kapısı üzerine işlenmiş bir lale motifi, bu çiçeğin adıyla anılan dönemi simgelemesi bakımından ilginçtir.
Şehrin güneybatısında Camii Cedid Caddesi'nin iki yanındaki eğimli araziye yerleştirilen külliye bütünüyle Damat İbrahim Paşa'nın isteği ile oluşturulmuş bir yapılar topluluğudur. 1718-1730 arasında tamamlanan ve farklı fonksiyonlar taşıyan yapılar şehrin bu kesimini canlı bir kültür alanı haline getirmiştir. Topografyanın elverdiği ölçüde bazen simetrik bir düzen bazen de farklı açılara göre yerleştirilen yapılar içinde cami, oldukça geniş bir dış avlunun orta kesiminde yer alır. Kurşunlu Camii, avlu kuzey girişindeki sülüs mermer kitabesiyle dikkat çeker.
20 satırlık bu kitabe, dönemin ünlü şairi Nedim'e İstanbul'da yazdırılmış bir şiirle yapıyı ve Damat İbrahim Paşa'yı tanıtmaktadır. Daha sade tutulan güney ve batı kapılarına göre bu giriş bir taçkapı halinde vurgulanmıştır. Geniş dış avlunun orta kesiminde yer alan şadırvan, sekiz sütun üzerine oturtulmuş kubbeli çatısıyla zarif bir görünüm sergiler. Her yüzde muslukların yer aldığı mermer hazne kısmı, geometrik bezemeli ahşap örtü işlemeleriyle eser, İstanbul örneklerine yakın bir zarafetle inşa edilmiştir.
Cami, beş bölümlü son cemaat yeri, tek kubbeli ana mekânı ve narin minaresiyle külliyeye hâkim, derli toplu bir kütle kompozisyonu sunar. Mimarbaşı Mehmet Ağa'nın planlarına göre Serkis Kalfa, pek çok usta ve nakkaşın çalıştığı eser, H. 1139-1726'da yapılmıştır. Kare plan üzerine duvarlara oturan tek kubbeli strüktür XIV. yüzyıldan beri uygulanan bir şemanın seçkin örneklerindendir. Düzgün kesme taşlarla örülen duvar dokusu, son cemaat yerindeki renkli taşlarla yapılmış kemerlerle canlılık kazanır. Beş adet kubbeyle örtülen bu kısım, mukarnaslı sütun başlıkları, girişin iki yanındaki mükebbire ve mihrabiyeler dolayısıyla klasik ölçülere uygun bir görünüm sergiler. Ana mekâna girişi sağlayan kapı, ortadaki kubbe içine doğru yükselen zengin bir tepelik, yarım daire kemerle sağlanan girinti, süs panosu, kitabe ve basık kemerle bölümlendirilmiştir. Zengin profillerle çerçevelenen dikdörtgen yüzey, süs panolarında klasik üslupta bezeme alanlarına yer verirken çift renkli kilit taşlarından oluşan basık kemerin üstünde mermer kitabe için oldukça geniş bir yer açılmıştır. Şair Seyyit Vehbî'nin kaleme aldığı kitabede uzun bir metin halinde Sultan Ahmet ve Damat İbrahim Paşa'nın adları geçmektedir. Destek üzerine oturan büyük kubbe ve tonoz örtülü sekizgen mihrap çıkıntısı iç mekanın toplu ve ferah bir hacim halinde algılanmasını sağlar. Kemerlerle taşınan müezzin mahfilleri girişin iki yanındaki duvarlara bitiştirilerek orta alanın genişlemesi sağlanmış, farklı seviyelerde açılan pencerelerle bol ışıklı bir atmosfer elde edilmiştir. Aynalı bir tonozun örttüğü mihrap önü güneye doğru bir çıkıntı yapmakta, bu mekâna yerleştirilen mihrap nişi iç dekorasyonun yoğunlaştığı bir odak merkezi halinde dikkati çekmektedir. Girift kıvrımdal bezemeli bir tepelik kısmı altında, profil ve mukarnas dizileriyle oluşturulan çerçeve mukarnaslı niş yüzeyini kuşatır. Çeşitli kıvrımdal, ajurlu kabaralar ve sütuncelerle bezenmiş mermer mihrap dönem üslubunun en seçkin motif ve kompozisyon düzenini sergilemektedir.
Mihrap nişinin girişinde sağ köşede yer alan on basamaklı taş minber, sivri külahlı köşk kısmı, giriş panosu, aynalık ve süpürgelik bezemeleriyle ince bir işçilik gösterir. Dıştan sade görünüşlü olan caminin iç mekânı yoğun kalemişleriyle inanılmaz bir zenginlik sunar. Duvar yüzeyleri, kemerler, geçiş unsurları, tonoz ve kubbenin iç yüzeyleri, bordürler, şemse ve tığlarla tezhip inceliğinde çalışılmış kalemişleriyle adeta örtülmüştür. Lale Devri modasına uygun motifler yanında klasik dönem motiflerinin yer aldığı revzen pencereler, renkli ışıklarla iç mekân bütününe katılırlar. Son cemaat yeri ile ana mekânı birleştiren sağ köşe üzerinde yükselen tek minare, prizmatik pabuç kısmı ve çokgen gövdesiyle klasik tarza uygun bir başlangıç yapar. İri rozetler ve konsollarla desteklenen şerefe altı, dalgalı şerefe korkuluğu ve petek üstündeki askı dal (girland) bezeme XVIII. yüzyıla işaret eden üslup özellikleridir. Minarenin narin siluetiyle, içteki desteklerin devamı olan kulelerin inceltilmiş gövdeleri yükselen çizgileriyle kütle kompozisyonunu hareketlendirmektedir.
Kurşunlu Cami'nin batısında yer alan medrese, bugün kütüphane olarak kullanılmaktadır. Dörtgen bir açık avlu etrafında, kubbeli revaklar ve odalardan oluşan yapı, düzgün kesme taş örgüler, renkli kemer taşlarıyla klasik bir hava sergiler. Aynı eksen üzerindeki karşılıklı iki kapıdan, ahşap sundurmalı ve basık kemerli kapı üzerindeki mermer kitabi Şair Vehbi'ye yazdırılmıştır. Aynalı tonozla örtülü giriş eyvanı geçildikten sonra her birinde dolap ve ocak yer alan öğrenci odalarının bulunduğu mekânlar dizisine açılan avluya çıkılır. Kuzeydoğu köşede yine kubbeyle örtülü fakat daha büyük ölçülü olan hacime, üstünde kitabe bulunan bir kemerle girilir. Şair Nedim'e yazdırılan bu kitabede M. 1140-1727 tarihi verilirken Sultan'ın ve İbrahim Paşa'nın adları bir kez daha zikredilmektedir. Kalem işleri Kütahyalı Halil adlı bir usta tarafından yapılan kütüphane yazma eserler bakımından zengindir. Toplam 9 binden fazla yazmanın yer aldığı koleksiyon içinde bizzat Damat İbrahim Paşa'nın hediye ettiği 187 cilt kitap yanında büyük boy üç Kuran, minyatürlü "Külliyat-ı Sadi" ve Hafız Osman hattı bir "Şifa-i Şerif" yer almaktadır. Zamanının önemli bir eğitim kurumu olan medresede Konevi Çelebi adlı ünlü müderrisin ders verdiği bilinmektedir.
Medreseyle Sıbyan Mektebi arasında yer alan İmaret, bir mutfak, iki oda, tuvaletler ve kayaya oyulmuş bir depodan oluşur. Bir avluya açılan bu yapılar külliyenin diğer yapıları gibi kesme taş örgü tekniğinde inşa edilmiştir. İmarete giriş, geniş bir ahşap sundurma ile örtülmüş basık kemerli bir kapıdır. Kemer üzerindeki dikdörtgen kitabe şair Vehbi'ye yazdırılmış olup M. 1139-1726 tarihi verilmektedir. Büyük iç metanı örten kubbe tepe noktasında çokgen planlı bir baca ile tekrar yükseltilmiş ve bu bacanın üzeri küçük bir dilimli kubbeyle örtülmüştür. Bu mekâna bitişik diğer odalar, tonozlarla örtülü yemekhanelerdir.
Külliyenin güneyinde yer alan Sıbyan Mektebi bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiş, mekânlar revaklı bir giriş ünitesiyle tonoz örtülü bir dershaneden oluşmuştur. Dershane girişinde yer alan H.1139-1726 tarihle kitabeyi şair Vehbi yazmıştır.
Külliyenin kuzey ucunda yer alan hamam, soğukluk, ılıklık ve sıcaklığın bir eksen üzerinde sıralandığı mekanlardan oluşur. Giriş eyvanı, bunun iki yanındaki odalar ve daha büyük, kubbeyle örtülü mekândan oluşan soğukluk kısmı taş sedirlerle çevrilidir. Büyük mekânda ortasında fıskiyesi bulunan sekizgen bir havuz ve mekânı aydınlatan bir tepe penceresi bulunmaktadır. İç kapıyla geçilen ılıklık bölümü "L" biçimindeki mekânlar dizisi halindedir. Kubbe ve tonozlarla örtülü bu odalardan en büyük mekân olan sıcaklığa geçilir. Büyük bir kubbeyle örtülü bu kısma bitişik külhan ve odunluk ince uzun mekânlar halindedir. İç kapıdaki kitabe, şair Nedim'e yazdırılmıştır.
Külliyenin batı kesiminde, kısmen cami avlusunun altına kadar uzanan bir kayanın içine oyulan mekânlar, destek dizileri ve örtü sistemiyle dışarıya doğru devam ettirilmiştir. Ayakların taşıdığı tonozlu kısım ve serin bir yeraltı deposu halinde tasarlanan bölümler bir hanın kalıntılarıdır.
Bir kısmı Damat İbrahim Paşa tarafından külliyeye bağlı olarak yaptırılanlardan başka, şehrin farklı kesimlerinde de sokak çeşmeleri karşımıza çıkar. Bir cami avlusunun güney duvarı üzerinde, diğeri Sıbyan Mektebi avlusu köşesindeki istinat duvarı üzerinde yer alan külliye çeşmeleri ve semt çeşmeleri genel olarak üzerinde yer aldıkları duvar yüzeyinden dışarıya doğru hafifçe taşkınlık yapan dikdörtgen kütleler halindedir.
Tahta Mahalle Benli sokaktaki Orduoğlu çeşmesi, antik yapıları hatırlatan basık üçgen alınlıklı ve profil çerçeveli, düzgün kesme taştan bir yapıdır. İki yanda konsol şeklindeki çıkmalarla ortada yer alan yalak kısmı oldukça sadedir. H. 1139-1726 tarihli kitabesinden Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Tavukçu, Bekoloğlu ve Çekiç çeşmeleri düzgün kesme taştan sivri kemer nişli bir düzen içinde yapılmış eserler olarak yine Damat İbrahim Paşa'nın adını ve 1726-27 tarihlerini veren kitabeleriyle dikkati çeker. Bugünkü kalıntılara göre Nevşehir'de meydan gelen çeşmesi tipinde örneğe rastlanmamıştır.
Nevşehir yöresi, Türk devri yapılarının yoğunlaştığı ikinci merkezi Ürgüp'ün 18 km güney batısındaki Damse köyünde bulunmaktadır. Burada yer alan bir cami ve medrese ile iki türbe Taşkın Paşa Külliyesi'ne ait kalıntılardır. Bütün bu yapılar, Sultan Sencer'in torunlarından, bir varsayıma göre Selçuklu Sultanlarından II. Kılıç Arslan'ın oğlu Taşkın Paşa tarafından yaptırılmıştır. Karaman devri taş işçiliğinin seçkin örneklerini veren bu yapılar topluluğunun en tanınmış eseri, taçkapısı, oldukça iyi durumda günümüze ulaşabilmiş olan Taşkın Paşa Sarayı'dır. Uzun zaman bir medrese olarak tanımlanan yapı, Damse'ye girişti yol üstünde ve camiye 3 km mesafede bulunmaktadır. Taçkapıdaki kitabe yeri boş olmakla birlikte, 1350 tarihli bir vakfiyede adı geçen eser, bu tarihten önce yapılmış olmalıdır. Cephe duvarlarında dışa doğru çıkıntı yapan bu kütle yoğun bir taş dekorasyonla işlenmiştir. Çerçeve bordürlerinde geometrik kompozisyonların ağır bastığı süslemeler, birçok yönden XIII. yüzyıl Selçuklu taş işçiliğini hatırlatır. Sivri kemerli cephede sütunceler geçmeli kilit taşlarıyla bir basık kemer ve bütün unsurlar bitki süslemelerinin de katıldığı sıkışık bir dekorasyon programı sergiler. Düz atkılı açıklıklar halindeki geniş pencerelerin yer aldığı büyük duvarlar kısmen ayaktadır. Girişin sağındaki mekânda yer alan bir mihrap, bu bölümün mescit olarak kullanıldığını gösteriyor. Mukarnaslı kavsara dışında mihrap süslemeleri taçkapı süslemeleriyle aynı üsluptadır. Yapının plan şeması ve mekânlarının yerleştirilme biçimi, simetri ekseni kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir medrese planını hatırlatır. Buna göre Taçkapının batı cepheye inşa edilmiş olması şaşırtıcıdır. Duvar izlerine göre tamamlanan plana göre orta mekân hariç, yapının bütün hacimlerinin tonozlarla örtülü olduğu düşünülebilir.
Bir avlu içinde yer alan cami, Taçkapının üst pervazındaki kitabenin eksik olması nedeniyle tarihlendirilememektedir Taç kapının süslemeleri, mukarnas korniş ve geometrik süslemeli enli bantla çerçevelenmiştir. Sütunce, yan yüzler ve basık kemeri taşıyan pervazdaki taş süslemeler XIII. yüzyıl sonlarında ve Karaman yapılarında görülen örneklerle yakınlık içindedir. Sivri kemerin altındaki pencereye sonradan parmaklık eklenmiştir. Bunun altındaki kitabe geç devirlerde yazılmıştır. Zengin profilli kilit taşlarıyla basık bir kemer altından geçilerek iç mekâna ulaşılır.
Altı destekle ayrılan iç mekânda orta sahın beşik tonoz, yanlar düz toprak damlıdır. Orta kesimdeki tonoz düzgün kesmetaş örgülü olup, sütun başlıkları devşirmedir. Mihrap önündeki kubbe prizmatik üçgen pandantiflere oturtulmuştur. Son cemaat yerinin batı köşesinden yükselen minare değişik yapısıyla dikkati çeker. Dört destekli yükselen baldaken formundaki köşkün çatı kısmına eklenen külahlı basit bir petekli minare elde edilmiştir. Bugün Ankara Etnografya Müzesi'nde bulunan ahşap mihrap Anadolu'da tek örnektir. 3.50 m. yükseklikte ceviz ağacından yapılan eser; yazı şeridi, geometrik kompozisyonlar ve bitkisel süslemelerle benzersizdir. Dış bordürdeki Ayet el - Kürsî, başlangıç ve bitiş noktalarında süs panolarına bağlanır. Aynalı kısmında 12 kollu yıldızlardan oluşan geometrik pano, yazı şeritlerinin arasına yerleştirilmiştir. Sivri kemerli niş, sütunce yüzeylere ve niş bütünüyle yazı ve bitkisel bezemelerle dolgulanmıştır. Sanatçısı bilinmeyen eser XIV. yüzyıla tarihlendirilir. Caminin minberi de Etnografya müzesine taşınmıştır. 3.16 m. yükseklikteki minberin, merdiven korkulukları, yandaki üçgen aynalıkları ve diğer panolarında geometrik formlar hakimdir. Küçük bölmeler bitkisel dolgulu olup, korkuluk frizlerinde ayetlerden alınmış yazılar yer almaktadır. Anadolu'daki ahşap minberler arasında seçkin bir yeri olan eser üslup yakınlığı dolayısıyla minberin ustasına ait olabilir.
Caminin kuzey doğusunda köşeden bitişik ve yine avluya bakan daha küçük bir yapı yine camii olarak kullanılmıştır. "Yazlık camii" olarak tanımlanan bu yapı, yine düzgün kesme taşlarla özenli bir işçilik gösterir. Batı cephesinden bölüntüsüz bir biçimde avluya geçişler veren yapı, iki destekli bir örtü sistemine sahiptir. Büyük caminin doğu tarafında yer alan oldukça gösterişli bir kümbet, Selçuklu geleneğini devam ettiren biçimiyle dikkati çeker. Kitabesi mevcut olmayan bu mezar anıtını 1342'ye tarihleyip Taşkın Paşa'ya bağlayanlar vardır. Düzgün kesme taş örgülü yapı kare bir alt yapı halinde yükselirken gövde kısmı köşelerde pahlanarak sekizgen bir kütleye dönüştürülür. Prizmatik bir külahla tamamlanan yapının giriş cephesi süslemeli bir taş kapı halinde düzenlenmiştir. Geometrik bordürlerle çerçevelenen yüzey, bir sivri kemerle niş şeklinde derinleştirilir. Monolit basık kemer taşı sekiz kollu yıldızlarla bir geometrik kompozisyon sergiler. Süsleme karakteri ve yoğun işçilik nedeniyle yapı XIII. yüzyıldan sonraya tarihlendirilir. Toprak seviyesinin altındaki kripta kayalara oyularak elde edilmiş bir mekân halindedir.
Caminin kuzeyinde ve avlu köşesinde yer alan kümbet kitabesiz olup, Hızır Bey'e ait olduğu söylenir. Yapı, altı köşede desteklere oturan açık mezar anıtı şeklinde planlanmıştır. Kemerlere dışa açılan kütle piramidal bir taş külahla son bulur. Düz bir kaide üzerinde yükseltilen yapı, kemer sütunceleri üzengi taşlarındaki mukarnaslar ve aynalı kabara süslemeleriyle dönemi içinde az rastlanan bir örnektir. Kripta kısmına, güneydeki merdivenin ayaklarındaki bir kapıdan girilmektedir. Pandantifli kubbenin altında üç adet mermer sanduka bulunmaktadır.
Üzerlerindeki yazılarda Taşkın Paşa'nın oğlu olduğunu söyleyen Tahüriddin Bey'in oğullarının isimleri yazılıdır. İlyas, Hızır ve Hasan isimli kişiler, gerçekten Taşkın Paşa'nın torunları ise kümbetin 1350'den hemen sonraki bir tarihte yapılmış olması gerekir.
Eski adı Arapsun olan Gülşehir, Kızılırmak'ın güneyinde Selçuklu dönemiyle başlayan Türk devletine ait önemli yapı gruplarına sahiptir. Küçük dikdörtgen bir plana sahip olan Kızılkaya Köyü camii kitabesine göre 1293 tarihli olup, Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Düzgün kesmetaş cephe örgüleri üzerinde yer alan pencereler içeriye ışık sağlamakta iç mekân altı destekle mihraba dikey üç koridora ayrılmaktadır. Yan neferler tonozla, orta nef tonoz ve pandantifli küçük bir kubbeyle örtülmüştür. Batı duvarından yükseltilen minare, dört ayak üzerinde yükseltilmiş bir köşk şeklindedir. Kama taşlarla örülen basık kemer girişi sağlayan tek kapıdır. İri mukarnaslı mihrap nişi oldukça sadedir. Doğu ve batı cephelerde de tekrarlanan payanda kuleler, mihrap kesiminde de dışa yansıyarak cepheleri hareketlendirir.
Tuzköy'deki Taş Camii, mihrap duvarına paralel iki nefle enlemesine bir planlama gösterir. İki kalın desteğe oturan örtü sistemi, mihrap önünde bir kubbe, diğer bölmelerde çapraz ve yıldız tonozlarla sağlanmıştır. Basit bir niş halindeki mihrap dışında, sonradan konan bir minber ve yeni inşa edilen bir minaresi vardır. Kitabesi olmadığından herhangi bir tarihleme yapmak mümkün değildir.
Eski adıyla Muşkara köyü, Ürgüp'e bağlı, her ikisi de Niğde sancağına, dolayısıyla Karaman vilayetine bağlıydı. Bölgenin imarı ve zenginleşmesi için Osmanlı topraklarına katılması yeterli olmamış, parlak bir dönemin başlaması için Muşkara köyünün adını ve kimliğini değiştiren devlet adamı, Sadrazam Damat İbrahim Paşa'nın işbaşına geçmesi gerekmiştir. 18.yüzyıl başlarından sonradır ki bir anda şansı açılarak "Nevşehir" (yeni şehir) adını alan bu merkez, Lâle sırasında kısa bir rönesans yaşamıştır.
Şehrin güney batısındaki yüksek tepeye inşa edilmiş olan kale, burçlarla desteklenmiş, ovaya hâkim bir savuma tesisidir. Selçuklu dönemine tarihlenen yapının beden duvarları kabaca yontulmuş taşlarla oldukça düzgün bir örgüye sahiptir. Köşelerde silindirik kulelerle takviye edilen yapının kapı cepheleriyle mazgal seviyesinde düzgün kesme taş örgü uygulanmıştır. İki yanda sivri kemerli nişler bulunan iki girişten biri kemerli, diğeri düz atkılıdır. Kalenin, Damat İbrahim Paşa tarafından tamir ettirildiğini gösterir bir kitabesi vardır. Bu onarımla birlikte muhafız kadrosu takviye edilmiş, İstanbul'dan getirilen toplarla tesisin işlevi arttırılmıştır.
Şehrin en eski anıtsal yapılarından biri olan Kaya Camii, Damat İbrahim Paşa tarafından H.1128-1715'te yaptırılmıştır. Basık kemerli avlu kapısındaki mermer bir levha üzerine işlenmiş sülüs kitabenin metni şair Dürrî tarafından yazılmıştır. Bir dış avlunun ortasındaki yapı, üç bölümlü son cemaat yeri ve tek kubbenin örttüğü bir kare mekândan oluşur. Girişteki sütunlar oval kesitli ve sade prizmatik başlıklıdır. Çapı 10 metreyi bulan kubbe, düzgün kesme taşlarla örülmüş olup bu özelliği ile türünün az rastlanan bir örneğidir. Duvarlar, pandantifler ve kubbenin iç yüzeyi bütünüyle sıvanmış sonradan yapılmış kalemişi süslemelerle bezenmiştir. 18.yüzyıl süsleme özellikleri gösteren mihrap ve minber, onarımlar sırasındaki zevksiz eklere rağmen ana çizgileriyle ilk durumunu korumaktadır. Son cemaat yerinin sağ köşesinden yükselen minare şişkin pabuç kısmı, şerefe altındaki akantus konsollu destekleri ve boğumlu külahı ile 18.yüzyıl İstanbul camilerindeki plastik özellikleri yansıtır. Taş süslemelerde görülen Batılılaşma belirtileri yanında, avlu kapısı üzerine işlenmiş bir lale motifi, bu çiçeğin adıyla anılan dönemi simgelemesi bakımından ilginçtir.
Şehrin güneybatısında Camii Cedid Caddesi'nin iki yanındaki eğimli araziye yerleştirilen külliye bütünüyle Damat İbrahim Paşa'nın isteği ile oluşturulmuş bir yapılar topluluğudur. 1718-1730 arasında tamamlanan ve farklı fonksiyonlar taşıyan yapılar şehrin bu kesimini canlı bir kültür alanı haline getirmiştir. Topografyanın elverdiği ölçüde bazen simetrik bir düzen bazen de farklı açılara göre yerleştirilen yapılar içinde cami, oldukça geniş bir dış avlunun orta kesiminde yer alır. Kurşunlu Camii, avlu kuzey girişindeki sülüs mermer kitabesiyle dikkat çeker.
20 satırlık bu kitabe, dönemin ünlü şairi Nedim'e İstanbul'da yazdırılmış bir şiirle yapıyı ve Damat İbrahim Paşa'yı tanıtmaktadır. Daha sade tutulan güney ve batı kapılarına göre bu giriş bir taçkapı halinde vurgulanmıştır. Geniş dış avlunun orta kesiminde yer alan şadırvan, sekiz sütun üzerine oturtulmuş kubbeli çatısıyla zarif bir görünüm sergiler. Her yüzde muslukların yer aldığı mermer hazne kısmı, geometrik bezemeli ahşap örtü işlemeleriyle eser, İstanbul örneklerine yakın bir zarafetle inşa edilmiştir.
Cami, beş bölümlü son cemaat yeri, tek kubbeli ana mekânı ve narin minaresiyle külliyeye hâkim, derli toplu bir kütle kompozisyonu sunar. Mimarbaşı Mehmet Ağa'nın planlarına göre Serkis Kalfa, pek çok usta ve nakkaşın çalıştığı eser, H. 1139-1726'da yapılmıştır. Kare plan üzerine duvarlara oturan tek kubbeli strüktür XIV. yüzyıldan beri uygulanan bir şemanın seçkin örneklerindendir. Düzgün kesme taşlarla örülen duvar dokusu, son cemaat yerindeki renkli taşlarla yapılmış kemerlerle canlılık kazanır. Beş adet kubbeyle örtülen bu kısım, mukarnaslı sütun başlıkları, girişin iki yanındaki mükebbire ve mihrabiyeler dolayısıyla klasik ölçülere uygun bir görünüm sergiler. Ana mekâna girişi sağlayan kapı, ortadaki kubbe içine doğru yükselen zengin bir tepelik, yarım daire kemerle sağlanan girinti, süs panosu, kitabe ve basık kemerle bölümlendirilmiştir. Zengin profillerle çerçevelenen dikdörtgen yüzey, süs panolarında klasik üslupta bezeme alanlarına yer verirken çift renkli kilit taşlarından oluşan basık kemerin üstünde mermer kitabe için oldukça geniş bir yer açılmıştır. Şair Seyyit Vehbî'nin kaleme aldığı kitabede uzun bir metin halinde Sultan Ahmet ve Damat İbrahim Paşa'nın adları geçmektedir. Destek üzerine oturan büyük kubbe ve tonoz örtülü sekizgen mihrap çıkıntısı iç mekanın toplu ve ferah bir hacim halinde algılanmasını sağlar. Kemerlerle taşınan müezzin mahfilleri girişin iki yanındaki duvarlara bitiştirilerek orta alanın genişlemesi sağlanmış, farklı seviyelerde açılan pencerelerle bol ışıklı bir atmosfer elde edilmiştir. Aynalı bir tonozun örttüğü mihrap önü güneye doğru bir çıkıntı yapmakta, bu mekâna yerleştirilen mihrap nişi iç dekorasyonun yoğunlaştığı bir odak merkezi halinde dikkati çekmektedir. Girift kıvrımdal bezemeli bir tepelik kısmı altında, profil ve mukarnas dizileriyle oluşturulan çerçeve mukarnaslı niş yüzeyini kuşatır. Çeşitli kıvrımdal, ajurlu kabaralar ve sütuncelerle bezenmiş mermer mihrap dönem üslubunun en seçkin motif ve kompozisyon düzenini sergilemektedir.
Mihrap nişinin girişinde sağ köşede yer alan on basamaklı taş minber, sivri külahlı köşk kısmı, giriş panosu, aynalık ve süpürgelik bezemeleriyle ince bir işçilik gösterir. Dıştan sade görünüşlü olan caminin iç mekânı yoğun kalemişleriyle inanılmaz bir zenginlik sunar. Duvar yüzeyleri, kemerler, geçiş unsurları, tonoz ve kubbenin iç yüzeyleri, bordürler, şemse ve tığlarla tezhip inceliğinde çalışılmış kalemişleriyle adeta örtülmüştür. Lale Devri modasına uygun motifler yanında klasik dönem motiflerinin yer aldığı revzen pencereler, renkli ışıklarla iç mekân bütününe katılırlar. Son cemaat yeri ile ana mekânı birleştiren sağ köşe üzerinde yükselen tek minare, prizmatik pabuç kısmı ve çokgen gövdesiyle klasik tarza uygun bir başlangıç yapar. İri rozetler ve konsollarla desteklenen şerefe altı, dalgalı şerefe korkuluğu ve petek üstündeki askı dal (girland) bezeme XVIII. yüzyıla işaret eden üslup özellikleridir. Minarenin narin siluetiyle, içteki desteklerin devamı olan kulelerin inceltilmiş gövdeleri yükselen çizgileriyle kütle kompozisyonunu hareketlendirmektedir.
Kurşunlu Cami'nin batısında yer alan medrese, bugün kütüphane olarak kullanılmaktadır. Dörtgen bir açık avlu etrafında, kubbeli revaklar ve odalardan oluşan yapı, düzgün kesme taş örgüler, renkli kemer taşlarıyla klasik bir hava sergiler. Aynı eksen üzerindeki karşılıklı iki kapıdan, ahşap sundurmalı ve basık kemerli kapı üzerindeki mermer kitabi Şair Vehbi'ye yazdırılmıştır. Aynalı tonozla örtülü giriş eyvanı geçildikten sonra her birinde dolap ve ocak yer alan öğrenci odalarının bulunduğu mekânlar dizisine açılan avluya çıkılır. Kuzeydoğu köşede yine kubbeyle örtülü fakat daha büyük ölçülü olan hacime, üstünde kitabe bulunan bir kemerle girilir. Şair Nedim'e yazdırılan bu kitabede M. 1140-1727 tarihi verilirken Sultan'ın ve İbrahim Paşa'nın adları bir kez daha zikredilmektedir. Kalem işleri Kütahyalı Halil adlı bir usta tarafından yapılan kütüphane yazma eserler bakımından zengindir. Toplam 9 binden fazla yazmanın yer aldığı koleksiyon içinde bizzat Damat İbrahim Paşa'nın hediye ettiği 187 cilt kitap yanında büyük boy üç Kuran, minyatürlü "Külliyat-ı Sadi" ve Hafız Osman hattı bir "Şifa-i Şerif" yer almaktadır. Zamanının önemli bir eğitim kurumu olan medresede Konevi Çelebi adlı ünlü müderrisin ders verdiği bilinmektedir.
Medreseyle Sıbyan Mektebi arasında yer alan İmaret, bir mutfak, iki oda, tuvaletler ve kayaya oyulmuş bir depodan oluşur. Bir avluya açılan bu yapılar külliyenin diğer yapıları gibi kesme taş örgü tekniğinde inşa edilmiştir. İmarete giriş, geniş bir ahşap sundurma ile örtülmüş basık kemerli bir kapıdır. Kemer üzerindeki dikdörtgen kitabe şair Vehbi'ye yazdırılmış olup M. 1139-1726 tarihi verilmektedir. Büyük iç metanı örten kubbe tepe noktasında çokgen planlı bir baca ile tekrar yükseltilmiş ve bu bacanın üzeri küçük bir dilimli kubbeyle örtülmüştür. Bu mekâna bitişik diğer odalar, tonozlarla örtülü yemekhanelerdir.
Külliyenin güneyinde yer alan Sıbyan Mektebi bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiş, mekânlar revaklı bir giriş ünitesiyle tonoz örtülü bir dershaneden oluşmuştur. Dershane girişinde yer alan H.1139-1726 tarihle kitabeyi şair Vehbi yazmıştır.
Külliyenin kuzey ucunda yer alan hamam, soğukluk, ılıklık ve sıcaklığın bir eksen üzerinde sıralandığı mekanlardan oluşur. Giriş eyvanı, bunun iki yanındaki odalar ve daha büyük, kubbeyle örtülü mekândan oluşan soğukluk kısmı taş sedirlerle çevrilidir. Büyük mekânda ortasında fıskiyesi bulunan sekizgen bir havuz ve mekânı aydınlatan bir tepe penceresi bulunmaktadır. İç kapıyla geçilen ılıklık bölümü "L" biçimindeki mekânlar dizisi halindedir. Kubbe ve tonozlarla örtülü bu odalardan en büyük mekân olan sıcaklığa geçilir. Büyük bir kubbeyle örtülü bu kısma bitişik külhan ve odunluk ince uzun mekânlar halindedir. İç kapıdaki kitabe, şair Nedim'e yazdırılmıştır.
Külliyenin batı kesiminde, kısmen cami avlusunun altına kadar uzanan bir kayanın içine oyulan mekânlar, destek dizileri ve örtü sistemiyle dışarıya doğru devam ettirilmiştir. Ayakların taşıdığı tonozlu kısım ve serin bir yeraltı deposu halinde tasarlanan bölümler bir hanın kalıntılarıdır.
Bir kısmı Damat İbrahim Paşa tarafından külliyeye bağlı olarak yaptırılanlardan başka, şehrin farklı kesimlerinde de sokak çeşmeleri karşımıza çıkar. Bir cami avlusunun güney duvarı üzerinde, diğeri Sıbyan Mektebi avlusu köşesindeki istinat duvarı üzerinde yer alan külliye çeşmeleri ve semt çeşmeleri genel olarak üzerinde yer aldıkları duvar yüzeyinden dışarıya doğru hafifçe taşkınlık yapan dikdörtgen kütleler halindedir.
Tahta Mahalle Benli sokaktaki Orduoğlu çeşmesi, antik yapıları hatırlatan basık üçgen alınlıklı ve profil çerçeveli, düzgün kesme taştan bir yapıdır. İki yanda konsol şeklindeki çıkmalarla ortada yer alan yalak kısmı oldukça sadedir. H. 1139-1726 tarihli kitabesinden Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Tavukçu, Bekoloğlu ve Çekiç çeşmeleri düzgün kesme taştan sivri kemer nişli bir düzen içinde yapılmış eserler olarak yine Damat İbrahim Paşa'nın adını ve 1726-27 tarihlerini veren kitabeleriyle dikkati çeker. Bugünkü kalıntılara göre Nevşehir'de meydan gelen çeşmesi tipinde örneğe rastlanmamıştır.
Nevşehir yöresi, Türk devri yapılarının yoğunlaştığı ikinci merkezi Ürgüp'ün 18 km güney batısındaki Damse köyünde bulunmaktadır. Burada yer alan bir cami ve medrese ile iki türbe Taşkın Paşa Külliyesi'ne ait kalıntılardır. Bütün bu yapılar, Sultan Sencer'in torunlarından, bir varsayıma göre Selçuklu Sultanlarından II. Kılıç Arslan'ın oğlu Taşkın Paşa tarafından yaptırılmıştır. Karaman devri taş işçiliğinin seçkin örneklerini veren bu yapılar topluluğunun en tanınmış eseri, taçkapısı, oldukça iyi durumda günümüze ulaşabilmiş olan Taşkın Paşa Sarayı'dır. Uzun zaman bir medrese olarak tanımlanan yapı, Damse'ye girişti yol üstünde ve camiye 3 km mesafede bulunmaktadır. Taçkapıdaki kitabe yeri boş olmakla birlikte, 1350 tarihli bir vakfiyede adı geçen eser, bu tarihten önce yapılmış olmalıdır. Cephe duvarlarında dışa doğru çıkıntı yapan bu kütle yoğun bir taş dekorasyonla işlenmiştir. Çerçeve bordürlerinde geometrik kompozisyonların ağır bastığı süslemeler, birçok yönden XIII. yüzyıl Selçuklu taş işçiliğini hatırlatır. Sivri kemerli cephede sütunceler geçmeli kilit taşlarıyla bir basık kemer ve bütün unsurlar bitki süslemelerinin de katıldığı sıkışık bir dekorasyon programı sergiler. Düz atkılı açıklıklar halindeki geniş pencerelerin yer aldığı büyük duvarlar kısmen ayaktadır. Girişin sağındaki mekânda yer alan bir mihrap, bu bölümün mescit olarak kullanıldığını gösteriyor. Mukarnaslı kavsara dışında mihrap süslemeleri taçkapı süslemeleriyle aynı üsluptadır. Yapının plan şeması ve mekânlarının yerleştirilme biçimi, simetri ekseni kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir medrese planını hatırlatır. Buna göre Taçkapının batı cepheye inşa edilmiş olması şaşırtıcıdır. Duvar izlerine göre tamamlanan plana göre orta mekân hariç, yapının bütün hacimlerinin tonozlarla örtülü olduğu düşünülebilir.
Bir avlu içinde yer alan cami, Taçkapının üst pervazındaki kitabenin eksik olması nedeniyle tarihlendirilememektedir Taç kapının süslemeleri, mukarnas korniş ve geometrik süslemeli enli bantla çerçevelenmiştir. Sütunce, yan yüzler ve basık kemeri taşıyan pervazdaki taş süslemeler XIII. yüzyıl sonlarında ve Karaman yapılarında görülen örneklerle yakınlık içindedir. Sivri kemerin altındaki pencereye sonradan parmaklık eklenmiştir. Bunun altındaki kitabe geç devirlerde yazılmıştır. Zengin profilli kilit taşlarıyla basık bir kemer altından geçilerek iç mekâna ulaşılır.
Altı destekle ayrılan iç mekânda orta sahın beşik tonoz, yanlar düz toprak damlıdır. Orta kesimdeki tonoz düzgün kesmetaş örgülü olup, sütun başlıkları devşirmedir. Mihrap önündeki kubbe prizmatik üçgen pandantiflere oturtulmuştur. Son cemaat yerinin batı köşesinden yükselen minare değişik yapısıyla dikkati çeker. Dört destekli yükselen baldaken formundaki köşkün çatı kısmına eklenen külahlı basit bir petekli minare elde edilmiştir. Bugün Ankara Etnografya Müzesi'nde bulunan ahşap mihrap Anadolu'da tek örnektir. 3.50 m. yükseklikte ceviz ağacından yapılan eser; yazı şeridi, geometrik kompozisyonlar ve bitkisel süslemelerle benzersizdir. Dış bordürdeki Ayet el - Kürsî, başlangıç ve bitiş noktalarında süs panolarına bağlanır. Aynalı kısmında 12 kollu yıldızlardan oluşan geometrik pano, yazı şeritlerinin arasına yerleştirilmiştir. Sivri kemerli niş, sütunce yüzeylere ve niş bütünüyle yazı ve bitkisel bezemelerle dolgulanmıştır. Sanatçısı bilinmeyen eser XIV. yüzyıla tarihlendirilir. Caminin minberi de Etnografya müzesine taşınmıştır. 3.16 m. yükseklikteki minberin, merdiven korkulukları, yandaki üçgen aynalıkları ve diğer panolarında geometrik formlar hakimdir. Küçük bölmeler bitkisel dolgulu olup, korkuluk frizlerinde ayetlerden alınmış yazılar yer almaktadır. Anadolu'daki ahşap minberler arasında seçkin bir yeri olan eser üslup yakınlığı dolayısıyla minberin ustasına ait olabilir.
Caminin kuzey doğusunda köşeden bitişik ve yine avluya bakan daha küçük bir yapı yine camii olarak kullanılmıştır. "Yazlık camii" olarak tanımlanan bu yapı, yine düzgün kesme taşlarla özenli bir işçilik gösterir. Batı cephesinden bölüntüsüz bir biçimde avluya geçişler veren yapı, iki destekli bir örtü sistemine sahiptir. Büyük caminin doğu tarafında yer alan oldukça gösterişli bir kümbet, Selçuklu geleneğini devam ettiren biçimiyle dikkati çeker. Kitabesi mevcut olmayan bu mezar anıtını 1342'ye tarihleyip Taşkın Paşa'ya bağlayanlar vardır. Düzgün kesme taş örgülü yapı kare bir alt yapı halinde yükselirken gövde kısmı köşelerde pahlanarak sekizgen bir kütleye dönüştürülür. Prizmatik bir külahla tamamlanan yapının giriş cephesi süslemeli bir taş kapı halinde düzenlenmiştir. Geometrik bordürlerle çerçevelenen yüzey, bir sivri kemerle niş şeklinde derinleştirilir. Monolit basık kemer taşı sekiz kollu yıldızlarla bir geometrik kompozisyon sergiler. Süsleme karakteri ve yoğun işçilik nedeniyle yapı XIII. yüzyıldan sonraya tarihlendirilir. Toprak seviyesinin altındaki kripta kayalara oyularak elde edilmiş bir mekân halindedir.
Caminin kuzeyinde ve avlu köşesinde yer alan kümbet kitabesiz olup, Hızır Bey'e ait olduğu söylenir. Yapı, altı köşede desteklere oturan açık mezar anıtı şeklinde planlanmıştır. Kemerlere dışa açılan kütle piramidal bir taş külahla son bulur. Düz bir kaide üzerinde yükseltilen yapı, kemer sütunceleri üzengi taşlarındaki mukarnaslar ve aynalı kabara süslemeleriyle dönemi içinde az rastlanan bir örnektir. Kripta kısmına, güneydeki merdivenin ayaklarındaki bir kapıdan girilmektedir. Pandantifli kubbenin altında üç adet mermer sanduka bulunmaktadır.
Üzerlerindeki yazılarda Taşkın Paşa'nın oğlu olduğunu söyleyen Tahüriddin Bey'in oğullarının isimleri yazılıdır. İlyas, Hızır ve Hasan isimli kişiler, gerçekten Taşkın Paşa'nın torunları ise kümbetin 1350'den hemen sonraki bir tarihte yapılmış olması gerekir.
Eski adı Arapsun olan Gülşehir, Kızılırmak'ın güneyinde Selçuklu dönemiyle başlayan Türk devletine ait önemli yapı gruplarına sahiptir. Küçük dikdörtgen bir plana sahip olan Kızılkaya Köyü camii kitabesine göre 1293 tarihli olup, Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Düzgün kesmetaş cephe örgüleri üzerinde yer alan pencereler içeriye ışık sağlamakta iç mekân altı destekle mihraba dikey üç koridora ayrılmaktadır. Yan neferler tonozla, orta nef tonoz ve pandantifli küçük bir kubbeyle örtülmüştür. Batı duvarından yükseltilen minare, dört ayak üzerinde yükseltilmiş bir köşk şeklindedir. Kama taşlarla örülen basık kemer girişi sağlayan tek kapıdır. İri mukarnaslı mihrap nişi oldukça sadedir. Doğu ve batı cephelerde de tekrarlanan payanda kuleler, mihrap kesiminde de dışa yansıyarak cepheleri hareketlendirir.
Tuzköy'deki Taş Camii, mihrap duvarına paralel iki nefle enlemesine bir planlama gösterir. İki kalın desteğe oturan örtü sistemi, mihrap önünde bir kubbe, diğer bölmelerde çapraz ve yıldız tonozlarla sağlanmıştır. Basit bir niş halindeki mihrap dışında, sonradan konan bir minber ve yeni inşa edilen bir minaresi vardır. Kitabesi olmadığından herhangi bir tarihleme yapmak mümkün değildir.