TÜRK VERGİ SİSTEMİ VE SORULAR
[b]1- Vergi dağılımı yoluyla sosyal adaleti sağlayabilecek ve günümüz toplumlarının ulaşmak istediği vergi ödeme gücüne göre vergi almayı gerçekleştirebilecek vergi türü aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Katma Değer Vergisi
b) Gelir Vergisi
c) Emlak Vergisi
d) Motorlu Taşıtlar vergisi
e) Özel tüketim vergisi
2- Subjektif bir karakterli bir vergi türü olup, kanunun kabul etmiş olduğu gelir unsurlarından elde edilmiş olan tüm gelirlerin toplandığı, hesaplanmış toplam gelirden indirilmesi kanunen kabul edilmiş olan en az geçim indirimi, özel indirim, bağış ve yardımlar gibi sosyal indirimler ile gelirin elde edilmesinde kullanılmak üzere harcanmış olan giderlerin indirildiği vergi türü aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Sedüler gelir vergisi
b) Birleşik gelir vergisi
c) Üniter gelir vergisi
d) Harcama tipi gelir vergisi
e) Servet tipi gelir vergisi
3- Vergi konusu olan gelirlerin çeşitli kategorilere ayrılarak her kategori için ayrı ayrı düzenlemeler yapılarak vergiye tabi tutulduğu vergi türü aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Sedüler gelir vergisi
b) Birleşik gelir vergisi
c) Üniter gelir vergisi
d) Harcama tipi gelir vergisi
e) Servet tipi gelir vergisi
4- Çeşitli kaynaklardan elde edilen gelirlerin sabit oranlı ve ayrı tarifelere tabi tutularak vergilendirildikten sonra toplam gelirin tekrar artan oranlı bir tarifeye tabi tutularak ikinci kez vergiye tabi tutulduğu ve sedüler sistemin ortaya çıkardığı bazı sakıncaları bir dereceye kadar giderebilmek düşüncesiyle getirilen uygulama biçimi aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Sedüler gelir vergisi
b) Birleşik gelir vergisi
c) Üniter gelir vergisi
d) Harcama tipi gelir vergisi
e) Servet tipi gelir vergisi
5- Aşağıdakilerden hangisi gelirin unsurlarından biri değildir.?
a) Ticari kazançlar
b) Zirai kazançlar
c) Serbest meslek kazançları
d) Ücretler
e) Yolluklar
6- Aşağıdakilerden hangisi gelirin unsurlarından biri değildir.?
a) Harcırahlar
b) Menkul Sermaye iratları
c) Gayri menkul Sermaye iratları
d) Sair kazanç ve iratlar
e) Hiçbiri
7- Gelir vergisinin konusunu aşağıdakilerden hangisi oluşturur.?
a) Gerçek kişilerin elde ettiği kazanç ve iratlar
b) Anonim şirketlerin elde ettiği gelirler
c) İktisadi kamu müesseselerinin elde ettiği gelirler
d) Vakıfların elde ettiği gelirler
e) Kooperatiflerin elde ettiği gelirler
8- Gelirin, emek, sermaye, doğal kaynaklar ve teşebbüs olarak bilinen üretim faktörlerinin bir veya birkaçının üretim sürecine sokulması karşılığı sürekli olarak elde edilen değerler olarak tanımlayan teori aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Net artış teorisi
b) Örümcek ağı teorisi
c) Vergi teorisi
d) Sosyal adalet teorisi
e) Kaynak teorisi
9- Kaynak teorisine göre aşağıdaki kazanç ve iratlardan hangisi gelir olarak kabul edilebilir.?
a) Bağış
b) Miras
c) Piyango
d) Öz tüketim
e) Bir gayrimenkulun satılmasından elde edilen gelir
10- Kişilerin sahip olduğu değerlerde artış yaratan her türlü fazlalıkları gelir olarak gören kuram aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Net artış teorisi
b) Safi kazanç teorisi
c) Vergi teorisi
d) Sosyal adalet teorisi
e) Kaynak teorisi
11- Türk vergi sisteminin günümüzde geliri kabul ediş biçimi aşağıdaki teorilerden hangisine daha yakındır.?
a) Net artış teorisi
b) Safi kazanç teorisi
c) Vergi teorisi
d) Aksak kaynak teorisi
e) Kaynak ve net artış teorisi
12- Aşağıdakilerden hangisi Gelirin özelliklerinden biri olarak kabul edilemez.?
a) Gelir kişiseldir
b) Gelir yıllıktır
c) Gelir gerçektir
d) Gelir safidir
e) Gelir gayri safidir
13- Tüzel kişilerin gelirleri genel olarak aşağıdaki vergilerden hangisine tabidir.?
a) Gelir vergisi
b) Kurumlar vergisi
c) Katma değer vergisi
d) Özel tüketim vergisi
e) Damga vergisi
14- Medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olmayanların vergi mükellefi olmaları halinde vergilendirme ile ilgili bunlara düşen ödevler kim tarafından yerine getirilir.?
a) Vergi sorumlusu
b) Kanuni temsilci
c) Vergi dairesi
d) Akrabalar
e) Vekil
15- Gelir vergisinde, aşağıdakilerden hangisi tam mükellef sayılmaz.?
a) Türkiye’de yerleşmiş olanlar
b) Bir takvim yılı içinde sürekli olarak 6 aydan fazla Türkiye’de oturanlar
c) T.C. vatandaşları
d) Türkiye dışında bulunan Türk vatandaşları
e) 3 aydır Türkiye’de yerleşmiş olan Belçika vatandaşı.
16- Türkiye’de ikametgahı olmayan veya yerleşmiş sayılmayan kişilerin mükellefiyeti aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Tam mükellefiyet
b) Dar mükellefiyet
c) Sorumlu mükellefiyet
d) Sorumsuz mükellefiyet
e) Kanuni mükellefiyet
17- Yabancı ülkelerden elde ettikleri gelirler dolayısıyla bu gibi kimselerin o ülke kanunlarına göre vergilendirilip vergilendirilmemesi neye göre belirlenir.?
a) Tabiiyetinde bulunulan ülkenin vergi kanunlarına
b) Bulunulan yabancı ülkedeki vergi kanunlarına
c) Avrupa Birliği normlarına
d) Ülke anayasalarına
e) Uluslararası vergi anlaşmalarına
18- Dar mükellefin Türkiye’de ticari kazanç elde etmiş sayılabilmesi için aşağıdaki unsurlardan hangisi gerekli değildir.?
a) Türkiye’de işyeri veya daimi temsilcisinin bulunması
b) Türkiye’de işyeri varsa, Kazancın Türkiye’deki işyerinde elde edilmiş olması
c) Kazancın daimi temsilci aracılığı ile sağlanmış olması
d) Kazancın Türkiye’de elde edilmiş olması.
e) Hiçbiri
19- Aşağıdakilerden hangisi Gelir vergisi kanununda daimi temsilciler arasında sayılmamıştır.?
a) Ticari mümessiller
b) Tüccar vekilleri ve memurları
c) Ticaret kanununa göre acenta durumunda bulunanlar
d) Giderleri kısmen veya tamamen temsil edilen tarafından ödenenler
e) Mağaza veya deposunda konsinyasyon suretiyle satmak üzere devamlı mal bulunduranlar.
20- Dar mükellefin gelir elde ettiğini söyleyebilmek için, Türkiye’de yaptığı veya faaliyetinden Türkiye’de yararlanıldığı gelir türü aşağıdakilerden hangisidir.?
a) Ticari kazançlar
b) Zirai kazançlar
c) Serbest meslek kazançları
d) Menkul sermaye iratları
e) Gayrimenkul sermaye iratları
21- Esas olarak, Gelir Vergisi Kanunu mükellefleri vergilendirmede hangi kuralın uygulanacağını kabul etmektedir.?
a) Mülkilik
b) Şahsilik
c) Ulusallık
d) Evrensellik
e) Bölgesellik
22- Ülkemizde Gelir vergisi kanununa göre dar mükelleflerin vergilendirilmesinde hangi kuralın uygulanması benimsenmiştir.?
a) Mülkilik
b) Şahsilik
c) Ulusallık
d) Evrensellik
e) Bölgesellik
23- Aşağıdakilerden hangisi tam ve dar mükellefiyetin doğurduğu diğer sonuçlardan biri değildir.?
a) Dar mükelleflerin ihracattan sağladığı kazançlar, GVK. 7.maddesinde belirtilen esaslar içinde ihracat istisnasından yararlanır.
b) Dar mükellefler hükümetin izni ile açılan sergi ve panayırlardan sağladıkları ticari ve serbest meslek kazançları gelir vergisinden istisnadır.
c) Sadece dar mükelleflere uygulanmak üzere diplomat muaflığı ve ücret istisnası vardır.
d) Dar mükellefler sakatlık indiriminden yararlanır.
e) Dar mükellefler GVK koymuş olduğu sınırlar içinde sigorta indiriminden yararlanamaz.
24- Aşağıdakilerden hangisi tam ve dar mükellefiyetin doğurduğu diğer sonuçlardan biri değildir.?
a) Tam mükelleflerin ihracattan sağladığı kazançlarda istisna yoktur.
b) Hükümetin izni ile açılan sergi ve panayırlardan sağlanan ticari ve serbest meslek kazançları istisnasından tam mükellefler yararlanamaz.
c) Tam mükellefler sakatlın indiriminden yararlanır.
d) Tam mükellefler GVK’un koymuş olduğu sınırlar içinde sigorta indiriminden yararlanır.
e) Tam mükellefiyette gelirde toplama yapılmayan haller dar mükellefiyete göre daha fazladır.
25- Gelir vergisinde, mükellefin yani gerçek kişinin geliri elde etmesi aşağıdaki sonuçlardan hangisinin meydana gelmesine yol açar.?
a) Vergiyi doğuran olay
b) Verginin tahakkuku
c) Verginin tarhı
d) Verginin tebliği
e) Verginin tahsili
26- Gelirin nakden veya hesaben gelir sahibinin mal varlığına (patrimuan) geçmesi hangi kavramla ifade edilir.?
a) Gelirin tahakkuku
b) Gelirin tasarrufu
c) Gelirin harcanması
d) Gelirin toplanması
e) Gelirin belirlenmesi
27- Aşağıdaki gelir türlerinden hangisinde gelirin elde edilmiş sayılmasında tahakkuk esası geçerlidir.?
a) Serbest meslek kazançlarında
b) Basit usulde tespit edilen ticari kazançlarda
c) Gayrimenkul sermaye iratlarında
d) Zirai kazançlarda
e) Sair kazanç ve iratlarda
28- Aşağıdaki gelir türlerinden hangisinde gelirin elde edilmiş sayılmasında tahsil esası geçerlidir.?
a) Ticari kazançlarda
b) Zirai kazançlarda
c) Menkul sermaye iratlarında
d) Ücretlerde
e) Hiçbiri
29- Gayrimenkul sermaye iratlarında, hangi özel durumun gerçekleşmesi halinde peşin tahsil olunan gelecek yılların kira gelirleri içinde bulunulan yıl elde etmiş sayılarak vergilendirilir.?
a) Mücbir sebeplerin gerçekleşmesi
b) Ağır kaza ve hastalık
c) Tutukluluk
d) Gaybubet hali
e) Ölüm ve ülkeyi terk hali
30- Gelir vergisi kanununa göre her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazanç nasıl adlandırılır.?
a) Ticari kazanç
b) Zirai kazanç
c) Sınai kazanç
d) Ticari ve sınai kazanç
e) Kazanç
31- Sermaye ve teşebbüs faktörlerinin karışımı bir organizasyona dayanan ve zirai kazanç ile serbest meslek kazancı türünden gelir getirmeyen her türlü faaliyet, nasıl tanımlanabilir.?
a) İşletme faaliyeti
b) Finansman faaliyeti
c) Ticari faaliyet
d) Endüstriyel faaliyet
e) Alım satım faaliyeti
32- İsteği yansıtan sübjektif nitelikli bir unsurun objektif nitelikteki belirtisi olan organizasyonun varlığı ticari anlamda aşağıdaki unsurlardan hangisinin yerine getirilmesi halinde ortaya çıkmaz.?
a) İşyeri kiralama
b) İşyeri açma ve Vergi kimlik numarası alma
c) İşyerine levha asma ve personel çalıştırma
d) Ticaret siciline kaydolma
e) Sermaye koyma
33- Aşağıdakilerden hangisi elde edildiğinde GVK’da özel olarak ticari kazanç sayılan gelirlerden biri değildir.?
a) Maden, taş ve kiremit ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri ile tuğla ve kiremit harmanlarının işletilmesi
b) Borsada kayıtlı olup kendi nam ve hesabına, hisse senedi ve tahvil alıp satma yoluyla borsa spekülasyon işleriyle uğraşanların bu tür işleri
c) Özel okul ve hastanelerle benzeri yerlerin işletilmesinde
d) Gayrimenkul alım, satım ve inşa işleriyle sürekli olarak uğraşanların bu işlerinde
e) Ticari mal alım satımı yapılması
34- Aşağıdakilerden hangisi elde edildiğinde GVK’da özel olarak ticari kazanç sayılan gelirlerden biri değildir.?
a) Kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım ve satım işleriyle uğraşanların bu faaliyetlerinden
b) Satın alınan veya trampa suretiyle elde edilen arazinin iktisap tarihinden itibaren 5 yıl içinde parsellenerek bu süre içinde veya daha sonraki yıllarda kısmen veya tamamen satılması
c) Diş Protezciliği
d) Diş hekimliği malzemeleri ithalatı
e) Hiçbiri
35- Aşağıdaki şirket ortaklarından hangisinin geliri ticari kazanç sayılmaz.?
a) Adi şirket ortakları
b) Kolektif şirket ortakları
c) Adi komandit şirketlerin komandite ortakları
d) Limitet şirket ortakları
e) Eshamlı komandit şirketlerin komandite ortakları.
36- Birinci sınıf tüccarlar gelirlerini hangi esasa göre tespit ederler.?
a) İşletme hesabı esası
b) Zirai işletme hesabı esası
c) Serbest meslek esası
d) Bilanço esası
e) Gerçek esas
37- İşletmedeki öz sermayenin hesap dönemi sonu ve hesap dönemi başındaki değerleri arasındaki müspet farktan ticari kazanca ulaşma yolu hangi kazanç belirleme esasında uygulanır.?
a) İşletme hesabı esası
b) Bilanço esası
c) Zirai işletme hesabı esası
d) Serbest meslek esası
e) Gerçek esas
38- Kazançları bilanço esasına göre tespit edilenler aşağıdaki defterlerden hangisini tutmak zorunda değildir.?
a) Yevmiye b) Büyük defter c) Envanter d) Amortisman e) Hiçbiri
39- Vergi kanunları göz önüne alınarak ilgili dönemde hazırlanan bilançoya ne ad verilir.?
a) Ticari Bilanço
b) Zirai Bilanço
c) Sınai Bilanço
d) Vergi Bilançosu
e) Bilanço
40- Aşağıdakilerden hangisi vergi bilançosuna özellik kazandıran unsurlardan biri değildir.?
a) İşletmede bulunan varlıklar değerlenirken VUK’un 258-298. maddeleri arasındaki değerleme ölçüleri göz önüne alınır.
b) Amortismanlar VUK. 313-321 maddesindeki düzenlemelere göre ayrılır.
c) Ticari kazançtan gider indirimi GVK’ın ilgili hükümleri çerçevesinde yapılır.
d) Vergi matrahı, kanunlarda belirtilen muafiyet ve istisnalar göz önüne alınarak hesaplanır.
e) İşletmeden çekilen veya işletmeye eklenen varlıklar matrahın hesaplanmasında dikkate alınmaz.
41- Aşağıdakilerden hangisi gerçek aktifi bulabilmek için toplam aktif tutarından çıkarılması gereken hesap tutarlarından biri değildir.?
a) İlk tesis ve taazzuv giderleri
b) Haklar
c) Zararlar
d) Ferdi işletmelerde işletme sahibinin işletmeye olan borçları
e) Amortismanlar
42- Öz sermayeyi bulurken gerçek aktiften indirilmesi söz konusu olan borçlar tanımına aşağıdaki unsurlardan hangisi dahil edilemez.?
a) Senetli veya senetsiz borçlar
b) Ödenecek vergiler
c) Kar payları ve ortaklara olan borçlar
d) Yedek akçeler
e) Kredi borçları
43- İkinci sınıf tüccarlar aşağıdaki defterlerden hangisini tutar.?
a) Yevmiye b) Büyük defter c) Envanter d) İşletme e) Hiçbiri
44- İşletme defterinin sol (gider) kısmına aşağıdaki bilgilerden hangisi kaydedilmez.?
a) Yıl başında mevcut malların maliyeti
b) Yıl içinde alınan malların fatura bedelleri
c) Yaptırılan hizmetlere ilişkin masraf belgeleri
d) Ücretlere ilişkin kayıtlar
e) Demirbaşlar
45- İşletme defterinin sağ (gelir) tarafına aşağıdaki bilgilerden hangisi kaydedilmez.?
a) Toptan satış hasılatı
b) Perakende satış hasılatı
c) Hizmet karşılığı tahsil edilen paralar
d) Amortismanlar
e) Yıl sonunda mevcut malların maliyet bedeli.
46- Birden fazla yıl süren inşaat ve onarma işlerinde kesin kar veya zarar ne zaman belli olur.?
a) İşin başladığı yılda
b) İşin başladığı yılı izleyen yılda
c) En geç üçüncü yılın sonunda
d) İşin bittiği yılda
e) İşin bittiği yılı izleyen yılda
47- Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde geçici kabulden kesin kabul tarihine kadar elde edilen hasılat ile yapılan giderler hangi dönemin kar zararı olarak dikkate alınır.?
a) Geçici kabulün yapıldığı dönemin
b) Geçici Kabulden sonraki dönemin
c) Kesin kabulün yapıldığı dönemin
d) Kesin kabulden sonraki dönemin
e) Hasılatın elde edildiği ve harcamanın yapıldığı dönemin
48- Aşağıdaki işlerden hangisinde gelir, takvim yılı esasından ayrılarak tespit edilir.?
a) Ticari faaliyetle ilgili işlerde
b) Sınai faaliyetle ilgili işlerde
c) Özel inşaat yapımında
d) Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde
e) Bir takvim yılında bitirilebilen inşaat ve onarım işlerinde
49- Hangi vergiye tabi işlerde, bu işlere ait kayıtların ayrı defterlerde veya aynı defterde ayrı ayrı tutmak ve kar veya zararları ayrı ayrı tespit etme zorunluluğu vardır.?
a) Ticari faaliyetle ilgili işlerde
b) Sınai faaliyetle ilgili işlerde
c) Birden çok ürünün ithal edildiği hallerde
d) Serbest Meslek faaliyetlerinde
e) Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde
50- Birden fazla inşaat ve onarma işlerinde veya bu işlerle inşaat ve onarma işleri dışında kalan işlerin beraber yapılması halinde, ortaklaşa kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma araçlarının amortismanları, bunların her işte kullanıldıkları hangi zaman dilimi dikkate alınarak dağıtılır.?
a) Gün sayısı
b) Haftalık olarak
c) Aylık olarak
d) 3 aylık periyotlarda
e) 6 aylık olarak
VERGİLENDİRME SÜRECİ
Aşamaları; vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi, verginin tarhı, verginin tahakkuku, verginin tebliği ve verginin tahsilidir.
VERGİYİ DOĞURAN OLAY :
Vergiyi doğuran olay; verginin konusu ile verginin mükellefi arasında bağlantı kurulmasını sağlayan olaydır.
Verginin Konusu :
Verginin konusunu gelir, servet, harcama, hizmet, üretim gibi iktisadi unsurlar oluşturabileceği gibi, hukuki işlemler de oluşturabilir.
Vergilerin konusuna göre; gelirler üzerinden alınan vergiler, servet ve servet transferlerinden alınan vergiler ve harcamalar üzerinden alınan vergiler olmak üzere sınıflamak olanaklıdır. Bunun dışında, yararlanma karşılığı alınan harçlar, damga vergisi gibi konular da vergi sistemi içinde yer alır.
Her vergi kanunu verginin konusunu, verginin ne üzerinden alınacağını açık bir biçimde belirler.
Vergiyi Doğuran Olayın Meydana Gelmesi :
V.U.K’da vergiyi doğuran olay “Vergi kanunlarının vergiye bağladıkları olayın vuku veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar.” Gelir vergisi kanununda gelirin elde edilmesi, Kurumlar vergisi kanununda kurum kazancının elde edilmesi, Emlak Vergisinde binanın mülkiyetine sahip olma, KDV’de bir malın veya hizmetin satın alınması veya ithal edilmesi, vergiyi doğuran olaylardır.
Mükellef bir şeyi fiilen elde etmese dahi, hukuken elde etmiş sayılacağı hallerde veya o şeyin sadece fiilen elde edilmesi hallerinde de vergiyi doğuran olayın meydana geleceği kabul edilir. Örn; hukuken tapu siciline kaydedilmemiş bir gayrimenkulün fiilen kullanılmaya başlanması vergiyi doğuran olay olarak kabul edilir.
Vergiyi doğuran olay ile birlikte, vergi alacaklısı ile vergi borçlusu arasındaki, mükellef bakımından vergi borcu, alacaklı idare bakımından da vergi alacağı ilişkisi kendiliğinden doğmuş olur. Bu durumda, vergi alacaklısı tarafından vergi alacağının doğumu ile ilgili başka herhangi bir işlem yapmasına gerek yoktur. Vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi ile vergi alacağı kendiliğinden tahsil edilebilecek hale gelmez. Verginin ödenebilir hale gelmesi için onun tarh, tebliğ ve tahakkuk aşamalarından geçmesi gerekir.
Yasaklanmış Faaliyetlerden Elde Edilen Gelir ve Vergiyi Doğuran Olay:
Hukuka uygun olmayan, yasaklanmış faaliyetlerden gelir elde edilmesinde dahi vergiyi doğuran olay meydana gelir. VUK md.9 “Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasaklanmış olması, mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz.” şeklindedir.
Vergiyi Doğuran Olayın Önemi:
Devletin vergi alma hakkı, vergiyi doğuran olay ile başlar. Vergiyi doğuran olayın ortaya çıkması ile mükellef ve vergi dairesine bazı ödevler düşer. Örn; mükellef bakımından beyanname verme yükümlülüğü ortaya çıkar, vergi dairesi de vergiyi doğuran olay üzerine, hukuken doğmuş olan alacağını tahsil edebilmek için tarh, tebliğ ve tahakkuk ve tahsil gibi işlemlere başvurur.
Vergi hukukunda iki tür zaman aşımı vardır; a) Tahakkuk zaman aşımı b) Tahsil zaman aşımı
Tahakkuk Zaman Aşımı: VUK 113 ve 114 maddelerinde düzenlenmiştir. 113 madde “Zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının ortadan kalkmasıdır. Zamanaşımı mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığını bakılmaksızın hüküm ifade eder”, 114 maddesinde ise vergi alacağının doğumundan itibaren 5 yıllık zaman aşımı olduğu belirtilmiştir.
Tahsil Zamanaşımı; .AA.T.U.H.K.’nun 102 maddesinde tahsil zaman aşımı ”Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse tahsil zamanaşımına uğrar” şeklindedir.
Vergiyi Doğuran Olay ve Muafiyet ve İstisnalar:
Vergi kanunlarında, sosyal, ekonomik, kültürel, mali, idari ve siyasi nedenlerle muafiyet ve istisna hükümleri yer alır. Vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken kişilerin vergi dışında bırakılmasına muafiyet, vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken bir konunun vergi dışında bırakılmasına ise istisna denir. Muafiyette kişi, istisnada ise konu vergi dışında bırakılır. Muafiyet ve istisnalar, tam veya kısmi, süreli veya süresiz ya da şartlı veya şartsız olabilir.
Vergiyi doğuran olayla birlikte mükellef için vergi borcu, vergi dairesi için vergi alacağı doğmuş olur. Ancak mevcut muafiyet ve istisnalar, mevcut hükümler çerçevesinde verginin diğer aşamalarını ortadan kaldırır.
VERGİNİN TARHI :
V.U.K’a göre verginin tarhı “vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak, bu alacağı miktar itibarı ile tespit eden idari muamelelerdir.”
Matrah :
Matrah; mükellefin ödemesi gereken verginin hesaplanmasına esas alınan teknik, fiziki ya da ekonomik büyüklüktür. Vergiyi doğuran olayın ortaya çıkmasından sonra, verginin konusunu oluşturan şeylere, ilgili kanunda belirtilmiş olan muafiyet ve istisnalar ile diğer bir takım giderler göz önüne alınarak matrahlar tespit edilir. Örn; gelir vergisinin matrahını gelirin kendisi değil giderler, muafiyetler, indirimler düşüldükten sonraki safi kazanç oluşturur.
Matrah fiziki bir miktar olabileceği gibi iktisadi bir değer de olabilir. Örn; matrah; benzinin litresi, havagazının metreküpü olabileceği gibi gelir tutarı da olabilir. Matrahın tespitinde; miktarların esas alınması suretiyle vergi uygulamasına “miktar esası” veya “spesifik vergiler”, değer esas alınması suretiyle vergi uygulamasına “değer esası” veya “advalorem vergiler” denir. T.vergi sistemi içinde yer alan gelir, kurumlar, emlak, veraset ve intikal, KDV gibi hemen hemen tüm vergiler değer esası üzerinden alınmaktadır. Taşıt alım vergisi, motorlu taşıt vergisi gibi az sayıda vergi de spesifik vergi olarak vardır.
Vergilerin üzerinden hesaplanacağı değer veya miktarların belirlenmesiyle ilgili yöntemler; a) beyan usulü b) karine veya dış göstergeler usulü c) götürü usul d) idarece takdir usulü gibi usullerdir.
Beyan Usulü; Matrahlar, mükellefler tarafından tespit edilerek bildirilir.
Karine veya dış göstergeler Usulü; matrahların tespitinde, kiralar, çalıştırılan eleman sayısı, işletmenin bulunduğu şehrin nüfusu gibi göstergelerden yararlanılır.
Götürü Usul; vergilemeye esas olacak değer veya miktarlar tek tek belirlenmeyip, aynı durumdaki tüm konu ve mükellefler için, genel olarak belirlenir.
İdarece Takdir Usulü; matrahların belirlenme yetkisi idarenin takdir hakkına bırakılır.
Vergi Tarife ve Oranları :
Verginin konusu, mükellefi ve matrahı belli olan verginin tarh edilebilmesi için matraha uygulanacak olan tarife ve oranların belirlenmesi gerekir. TC Anayasa’sında “vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde, kanunların belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir” der.
Matraha uygulanacak ölçüler iki kısma ayrılır. Birincisi; matrah birimlerinden alınacak verginin mutlak rakam olarak tespit edilmesi yoluyla uygulanan tarifeye “Spesifik tarife”, matraha belirli oranların uygulanmasına ise “Advalorem tarife” adı verilir.
Advalorem tarifeler kendi içinde, tek oranlı, artan oranlı, tersine artan oranlı, azalan oranlı tarifeler şeklinde olmaktadır.
Çağdaş vergi sistemlerinde, sübjektif karakterli gelir vergileri artan oranlı yapıda, objektif nitelikteki gelirler üzerinden alınan vergiler de sabit oranlı yapıdadır.
T.vergi sisteminde; gelirler üzerinden alınan vergiler artan oranlı, kurum kazançlarından alınan vergiler tek oranlı servet ve servet transferi üzerinden alınan emlak vergisinde (emlakin türü ve kullanım şekline göre) tek oran, veraset ve intikal vergisinde artan oranlı, motorlu taşıtlar ve taşıt alım vergilerinde spesifik tarife ve harcamalar üzerinden alınan KDV’de malın ve hizmetin türüne göre tek oranlı tarife uygulanır.
Vergi Tarh Etme Yetkisi :
Vergiyi tarh etme yetkisi ilgili Vergi Dairesine aittir. Tek istisna, posta ile gönderilen beyannamelerdir. Bu beyannamelerde, mükellefin gösterdiği matraha, kanundaki oran uygulanarak, ödenecek vergi mükellef tarafından hesap edilmektedir.
Tarh Şekilleri :
a) Beyana dayalı tarh b) İkmalen vergi tarhı c) Res’en vergi tarhı d) Verginin İdarece Tarhı
Beyana Dayalı Tarh:
Matrah, mükellef tarafından tespit edilir ve tespit edilen matrah bir beyanname ile vergi dairesine verilir. Bu tür beyan üzerinden alınan vergilerde tarh işlemi, vergi dairesi tarafından yapılır. Vergi dairesi beyannameyi aldıktan sonra tahakkuk fişi keser. Verginin tarhı ile tahakkuku iç içe geçmiş durumdadır. Tahakkuk fişi, mükellefe veya vergi sorumlusuna veya beyannameyi daireye veren kişiye verilir. Gelir ve Kurumlar vergisinde, beyannamenin verildiği gün tahakkuk fişinin kesilmesi zorunludur.
Beyanname posta ile gönderilmiş ise, vergi dairesine geldiği tarihten itibaren, gelir vergisinde en geç 7 gün içinde, kurumlar vergisinde ise en geç 3 gün içinde tahakkuk fişinin düzenlenmesi zorunludur. Beyanname posta ile gönderildiğinde vergi tahakkuk fişinin kesilmesi beklenmeden ödenir. İstisnalar dışında, beyana dayanan vergilerde tarh ve tahakkuk işlemleri beyan üzerine bir arada yapılır.
İkmalen Vergi Tarhı;
İkmalen vergi tarhı, her ne şekilde olursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra, bu vergiye ilişkin olarak meydana çıkan defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı tespit olunan matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginin tarh edilmesidir.
İkmalen vergi tarhı için iki unsur gerekir; a) Daha önce bir vergi tarh edilmiş olmalıdır. b) Ortada ilave vergi salınmasını gerektiren matrah farkı bulunmasıdır. Bu matrah veya matrah farkı; kanuni defter, kayıt ve belgelerden çıkarılabileceği gibi, kanuni ölçülerden de belirlenebilir. Örn; mükellefin verdiği beyannamede gelirini noksan bildirmiş ve bu bildirim, vergi dairesi tarafından defter ve belgelere dayanılarak tespit edilmiş ise ikmalen vergi tarhiyatına gidilir.
Resen Vergi Tarhı:
Vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespit edilememesi hallerinde yapılır. Bu durumda tarhiyat, takdir suretiyle tespit edilen matrahlar üzerinden yapılır.
İlke olarak resen takdir yetkisi takdir komisyonlarına aittir. Komisyonların yanı sıra vergi inceleme elemanlarının da takdir yetkisi bulunmaktadır.
Vergi Usul Kanunundaki resen takdir nedenleri şunlardır; (md.30)
- Kanuni süresi geçtiği halde vergi beyannamelerinin verilmemesi
- Vergi beyannamesinin, kanuni veya ek süre içinde verilmesine rağmen beyannamede vergi matrahına ait bilgilerin bulunmaması. Bu durumda takdir komisyonu, mükellefe 15 günden az olmamak üzere süre vererek defter ve belgelerini ibraz etmesini ve gereken bilgileri vermesini ister. Defter ve belgelerin ibraz edilmesi halinde, bunların kabul olunabilir olması şartıyla, matrah resen değil, defter ve belgelere göre takdir edilir. Verilen sürede istenilenler yerine getirilmezse matrah resen takdir edilir.
Vergi beyannamelerinin, ek süre içinde verilmesi ve beyanda vergi matrahına ilişkin bilgilerin gösterilmemiş olması durumu, veraset ve intikal vergisinde geçerlidir.
- Kanuni defterlerin tutulmaması, tasdiksiz oluşu veya ibraz edilememesi. Defterlerden sadece birinin tutulmaması veya ibraz edilmemesi resen takdir için yeterlidir.
- Defter kayıtları ve belgelerin sıhhatli bir vergi incelemesi yapılabilmesi için yeterli olmaması.
- Defter kayıtları ve beyannamelerin gerçek durumu yansıtmaması.
- İmza ve tasdik zorunluluğuna uyulmaması
Resen veya ikmalen vergi tarhiyatı yapılması gereken hallerin birlikte olması halinde, takdir sonucu beklenmeden ikmalen tarhiyata gidilir. Sonra, resen takdir edilecek matrahın ikmalen tarhiyat konusu matrahı da kapsaması halinde, resen tarhiyatta, önceden ikmalen tarh edilen vergi indirilir.
Verginin İdarece Tarhı ;
İkmalen ve resen tarhiyat kapsamına girmeyen hallerde ve zamanında normal şekilde tarh edilemeyen vergilerin idarece belli matrahlar üzerinden tarh edilmesidir. Bu usulün uygulama alanı çok dardır. Örn; emlak vergisi kanununun 32. maddesine göre, emlak vergi bildiriminin süresinde yapılmaması halinde, vergi idarece tarh edilir.
Tarh eden verginin tahakkuk edebilmesi için mükellefe tebliğ edilmesi gerekir.
TEBLİĞ :
Vergilemede genel ilke, vergilendirmeye ilişkin ve hukuki sonuç doğurabilecek tüm konuların mükellef veya vergi sorumlusuna bildirilmesidir. Vergi ile tebligatta V.U.K. hükümlerine uyulur. V.U.K’da hüküm bulunmayan hallerde tebligat kanunu hükümlerine başvurulur.
V.U.K tebliği “Vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir” şeklinde tanımlamıştır.
Tebliğin Konusu :
Vergilemeyle ilgili olup hüküm ifade edebilecek tüm hususlar tebliğin konusuna girer. Beyana dayalı vergiler, mükellefin beyanı üzerine tarh ve tahakkuk ettirilir. Bu tür vergilerde tahakkuk fişinin tebliğine gerek yoktur. Ancak, tahakkuk fişinin dışında, yine beyana göre alınmakla birlikte, ilave olarak istenecek vergi ve bunlarla ilgili cezalara ilişkin hüküm ifade edecek her türlü belgenin tebliğ edilmesi gerekir.
Tebliğ Yapılacak Kişiler :
a) Gerçek kişiler b) Tüzel kişiler c) Diğer kişiler
Gerçek Kişilere Tebliğ ;
Gerçek kişilerin mükellef olması halinde tebliğ; mükellefe, kanuni temsilcisine, umumi vekillerine yapılır. Tebligatın bu kişilere yapılamaması halinde ise, ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerindeki personelden birine tebligat yapılabilir. Ancak bu şekilde tebliğ yapılacak kişinin görünüşe göre 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz görünmemesi gerekir.
Gerçek kişilerin mükellef olması halinde kanuni temsilcilere yapılabilecek tebliğ iki şekilde olur. a) mükellefin küçük veya temyiz kudretini haiz olmayacak bir biçimde kısıtlı olması halinde, tebligatın veli, vasi, kayyım durumundaki kanuni temsilciye yapılması gerekir. Kanuni temsilciler birden fazla ise birine tebliğ yapmak yeterlidir. b) mükellefin Türkiye dışında bulunması halinde, VUK 97. maddesine göre tebliğ yapılır. Askerlik durumunda da erata, yapılacak tebliğ kıta komutanı veya müessese amiri gibi o kişiye yakın en üstü aracılığı ile yapılır.
Tüzel Kişilere Tebliğ ;
Tüzel kişilerin başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine yapılır. Sayıları birden fazla ise tebligatın bunlardan birine yapılması yeterlidir.
Tebliğ Yapılabilecek Diğer Kişiler ;
Cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde tebligat, bu kuruluşları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır. Bunlar birden fazla ise, tebligat söz konusu kişilerden birine yapılabilir.
Tebliğ Usulleri :
a) Posta usulü ile tebliğ b) İlan yolu ile tebliğ c) Kapıya yapıştırma usulü ile tebliğ
Posta Aracılığı ile Tebliğ;
Vergiye ait belgelerin tebliğinde normal usul, posta yolu ile yapılan tebliğdir. Tebliğ edilecek belge, kapalı bir zarf içinde postaya verilir. Bilinen adrese gönderilen belgeler posta idaresince teslim edildiği tarihte tebliğ edilmiş sayılır. Bilinen adreslerin neler olduğu VUK md.101’de sayılmıştır.
Maliye Bakanlığı tebliğleri posta yerine memur aracılığı ile de yaptırabilir. Bu tür tebligatta, posta ile tebliğ hükümleri uygulanır.
Muhatabın kabul etmesi, ilan yoluyla yapılan tebliğlerde ilan tarihinden itibaren 1 ay içinde bizzat veya vekaleten müracaat edilmesi halinde, vergi mükellefi ile uzlaşma olmaması durumunda tebligat, posta yerine ilgili daire ve komisyonlarda da yapılabilir.
İlan Yoluyla Tebligat ;
İlan yoluyla tebliğ, adreslerin bilinememesi halinde yapılır. VUK 103.maddesi, muhatabın adresinin hiç bilinmemesi, muhatabın bilinen adresinin yanlış veya değişmiş olması ve bu nedenle gönderilmiş olan mektubun geri gelmesi, başkaca nedenlerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmaması, yabancı ülkelerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkan bulunmaması hallerinde ilan yoluyla tebliğ yapılacağını düzenlemiştir.
Tebliğin Muhteviyatı ve Şekli :
Tebliğde hangi hususların yer alacağı ve tebliğin şekli, VUK 104 ve 105. maddelerinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Yapılacak tebligatların, ilgili maddelerde yer alan hususlara yer vermesi gerekir.
TAHAKKUK :
Vergiyi doğuran olay ortaya çıkıp buna bağlı olarak tarh işlemi yapılarak işlem tebliğ edildikten sonra, vergileme süreci tahakkuk aşamasına gelmiş olur. VUK tahakkuku; “tarh ve tebliğ edilen bir verginin, ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.” diye tarif etmiştir. Tanımda dikkat edilecek nokta, verginin ödenmesi zorunlu hale gelmesi değil, ödenebilecek duruma gelmesidir. Verginin ödenmesinin zorunlu hale gelebilmesi için şu hususların gerçekleşmiş olması gerekir;
- Mükellef, ya kendisine tebliğ edilen vergiyi kabullenerek ödeme yolunu tercih eder ya da bunu dava konusu yapar. İtiraz etmeyip dava süresini geçirirse, vergi sürensin bitiminde herhangi bir işleme gerek kalmadan, kendiliğinden tahakkuk eder. Bu durumda tahakkuk ile verginin kesinleşmesi aynı anda gerçekleşir.
- Mükellef vergi davası açma yoluna gidebilir. Vergi mahkemelerinde dava açma süresi 30 gündür. Vergi mahkemesinde dava açılması, tarh ve tebliğ edilen vergilerin tahsilini durdurur. Vergi mahkemesinin tek hakimle aldığı kararlara karşı, 30 gün içinde Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Bölge idare mahkemesinin kararları kesindir. Vergi mahkemelerinin diğer kararlarına karşı ise, 60 gün içinde temyiz yolu ile Danıştay’da dava açılabilir. İtiraz ya da temyiz yoluna başvurulmuş olması, yürütmeyi durdurma kararı verilmedikçe yürütmeyi kendiliğinden durdurmaz.
- Mükellef, kendine yapılan tebligata itiraz ederek vergiyi, vergi yargısına götürmüş ise, tahakkuk, vergi mahkemesinin kararına kadar ertelenir. Vergi mahkemesi kararının iki boyutu vardır. a) Kararın mükellef lehinde olmasıdır. Bu durumda tahakkuk ortadan kalkar. b) Kararın mükellef aleyhine olmasıdır. Bu durumda vergi tahakkuk etmiş olur. Mükellef, ya kararı benimser ya da bir üst mahkemeye götürür. Kararı benimsemesi durumunda vergiyi öder. İtiraz yolu ile bir üst mahkemeye gidilmesi verginin ödenmesini engellemez. Ancak yürütmeyi durdurma kararı alınmışsa, mahkeme sonuna kadar vergi tahsil edilemez. Üst mahkemenin kararı mükellef lehine ise ve vergi daha önce ödenmiş ise verginin iadesi yoluna gidilir. Değilse, o takdirde vergi alacağı kesin şekle dönüşür. İlk derece vergi mahkemesi kararını benimsemeyen vergi idaresi de mükellef gibi aynı yollara başvurabilir.
Tahakkuk Şekilleri :
Beyan Üzerine Tarh Edilen Vergilerin Tahakkuku;
Beyan üzerine alınan vergiler, tahakkuk fişi ile tahakkuk ettirilir. Vergi dairesince beyannamenin alınması üzerine, bir tahakkuk fişi düzenlenir ve bunun bir nüshası mükellefe veya beyannameyi mükellef adına vergi dairesine veren kişiye verilir. Vergi tahakkuk etmiş olur. Beyannameyi veren kişinin tahakkuk fişini almaması tahakkuku engellemez. Bu durumda tahakkuk fişi posta ile mükellefe gönderilir.
Vergi sistemimizde; gelir, kurumlar, katma değer, veraset ve intikal, emlak vergileri esas olarak beyan üzerine tarh edilen vergilerdir.
Emlak ve Veraset ve İntikal Vergisinin tahakkuku, diğer beyana dayalı vergilerin tahakkukundan biraz farklıdır. İlke olarak mükellef beyanını vergi yargısına götüremez. Bu kuralın istisnası, ihtirazi kayıtla verilen beyannamelerdir. İhtirazi kayıtla beyanname vermek; beyanname verilirken, mükellefin, tereddüt duyduğu konularda, bu tereddütlerini belirterek beyanda bulunduğu anlamına gelir. İhtirazi kayıtla verilen beyannameler, tahakkuka engel teşkil etmez. Ancak dava konusu yapılır ve yürütmenin durdurulması kararı alınırsa, bu durumda verginin tahsili durur.
İkmalen ve Resen Tarh Edilen Vergilerin Tahakkuku;
İkmalen ve resen tarh edilen vergiler de mükellefe tebliğ edilir. Tebliğ edilen verginin nasıl tahakkuk edileceği, mükellefin vergi yargısı yolunu seçip seçmemesine göre değişik zamanlarda gerçekleşir.
Tahakkuku Tahsile Bağlı Vergilerin Tahakkuku;
VUK 24 maddesi “mahiyetleri itibarı ile tahakkuku tahsile bağlı vergilerde, verginin tahsili, tahakkuku da içine alır” der. Damga vergisi buna örnektir.
TAHSİL :
Tahsil veya ödeme vergi sürecinin son aşamasıdır. VUK MD.23 tahsili “Verginin kanuna uygun surette ödemesidir” şeklinde tanımlamıştır.
Tahsil; verginin alınmasının idare tarafını; ödeme ise, mükellef tarafını ifade eder. Verginin dairesine, ödeme zamanı veya özel ödeme zamanında ödenmesi ile vergi alacağı son bulur.
VERGİ İDARESİ
Vergi idaresi vergi yönetiminin bir örgütüdür. Vergi Yönetimi, bir vergi sisteminin yürütülmesi ve uygulanmasına ilişkin tüm faaliyet ve kuralları kapsar. Vergi örgütü, yönetsel süreç, vergi güvenlik önlemleri ve vergi ceza sistemi vergi yönetiminin temel unsurlarıdır. Vergi yönetiminin temel işlevleri olan tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin yönetimine ilişkin kısmını vergi idaresi üstlenmiştir.
MALİYE BAKANLIĞI :
Devletin mali yönden tüzel kişiliğini temsil eden bakanlıktır. Maliye bakanı, bakanlık kuruluşunun en üst amiridir. Maliye bakanı, bakanlık hizmetlerini mevzuata, milli güvenlik politikasına, hükümetin genel politikasına, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakan’a karşı sorumludur. Bakanlığın görevleri; maliye politikasının hazırlanmasına yardımcı olmak, maliye politikasını uygulamak, devletin hukuk danışmanlığını yapmak ve muhakemat hizmetlerini yürütmek, harcama politikalarının geliştirilmesi ve uygulanması ile devlet bütçesinin hazırlanması, uygulanması, uygulamanın takibi ve yönlendirilmesine ilişkin hizmetleri yürütmek, devlet hesaplarını tutmak, saymanlık hizmetlerini yapmak, gelir politikasını geliştirmek, uygulamak ve devlet gelirlerini tahsil etmek, devlete ait malları yönetmek, her türlü gelir gider işlemlerine ait kanun tasarılarını ve diğer mevzuatı hazırlamak veya hazırlanmasını takip etmek, bu konulardaki Bakanlık görüşünü hazırlamak, yurtdışı ve yurtiçi faaliyetleri yürütmek, Bakanlığın ilgili kuruluşlarının işletme ve yatırım programlarını inceleyerek onaylamak, yıllık programlara göre faaliyetlerini takip etmek, denetlemek ve verilen diğer görevleri yerine getirmektir.
Müsteşar :
Müsteşar, bakanın emrinde ve onun yardımcısı olup, Bakanlık hizmetlerini bakan adına ve onun direktif ve emirleri yönünde, bakanlığın amaç ve politikalarına, kalkınma planlarına ve yıllık programlara, mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenler ve yürütür. Bu amaçla, Bakanlık teftiş kurulu, hesap uzmanları kurulu ve mali suçlar araştırma kurulu hariç, bakanlığın diğer kuruluşlarına gereken emirleri verir, bunların uygulanmasını izler ve sağlar. Bakana karşı sorumludur. Müsteşara bağlı müsteşar yardımcıları da müsteşarın emir ve direktifleri doğrultusunda görev yapar.
MERKEZ ÖRGÜTÜ :
Maliye Bakanlığında doğrudan vergi idaresi ile görevli birimler, Gelirler Genel Müdürlüğü ve vergi denetimi açısından Hesap Uzmanları Kurulu’dur. Ayrıca, Teftiş kurulu, baş hukuk müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü vergi politikası ve vergi idaresine ilişkin görevler yapar. Gelirler Genel Müdürlüğü devlet gelirlerine ilişkin politik ve yönetsel işlevleri ve kontrolörleri aracılığı ile vergi incelemesini üstlenmişken, Hesap Uzmanları Kurulu sadece vergi incelemesi ile görevlidir. Teftiş kurulunun görevleri arasında vergi incelemesi de bulunur.
Gelirler Genel Müdürlüğü :
Genel müdür ve yardımcıları ile ilgili dairelerden oluşur. Vergi işleriyle görevlidir. Vergi kanunlarının, tüzüklerin ve yönetmeliklerin hazırlanması ve uygulanması bu bölümün görevleri arasındadır. Görevleri arasında; devlet gelir politikasını hazırlamak ve uygulamak, bunlara ilişkin kanun ve tüzükleri ve bunlarla ilgili her türlü değişiklikleri hazırlamak, devletin gelir bütçesini düzenlemek, yerel yönetimlerin vergi sisteminin devlet vergi sistemi ile uyumunu sağlamak, gelirlere etki eden her türlü kanun teklif ve tasarılarını incelemek ve tasarıların gelir politikasına ve vergi tekniğine uygunluğunu sağlamak, uluslararası vergi ilişkilerini yürütmek, ikili veya çok taraflı vergi anlaşmaları yapmak, vergi kanunlarının uygulanmasını sağlamak, devlet alacaklarının süresinde ve kanunlara uygun şekilde tahsili için gerekli önlemleri almak, vergi denetimini gerçekleştirmek, vergi tekniği uygulaması hizmetlerini geliştirmek, diğer vergi ile ilgili işlemleri yapmak, uygulamadaki anlaşmazlıklar ve duraksamalar üzerine sorulara cevap vermek (Özelge hazırlamak), silinmesi gereken vergilere ve tahsil edilmeyerek zaman aşımına uğrayan hazine alacaklarının kanunlar gereğince silinmesine ait işlemleri yapmak, tahakkuk ve tahsilat hesaplarını ve istatistiklerini toplamak, değerlendirmek ve yayımlamak, uluslararası kuruluşlarla vergi ile ilgili konularda işbirliği yapmak, vergi istihbarat hizmetlerini yürütmek, görev alanına giren işlemlerle ilgili bilgi işlem hizmetlerini uygulamak ve görev alanına giren işlemleri kontrolörler aracılığı ile inceletmek ve denetlemek yer alır.
Hesap Uzmanları Kurulu :
Bu birimin oluşturulması ve çalışma esasları tüzükle belirlenmiştir. Görevleri arasında; Maliye bakanlığına verilmiş bulunan vergi inceleme işlerini yapmak, yönetmek, yürütmek, bu konuda plan ve programlar yapmak, her türlü vergi konularına ve bunların uygulanmasına ait bilimsel ve teknik araştırma ve etütleri ekonomi, maliye, işletmecilik ve muhasebe konularında Maliye Bakanınca gerek gösterilecek her türlü inceleme ve araştırmaları yapmak, çeşitli kanun, tüzük, yönetmelik ve diğer mevzuatla hesap uzmanlarına verilen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmaktır. Asli görevleri Vergi incelemesi yapmaktır.
Maliye Teftiş Kurulu :
Bir başkan ile maliye baş müfettişe, maliye müfettişi ve maliye müfettiş yardımcılarından oluşur. Kurul, Maliye Bakanının emri veya onayı üzerine Bakan adına görev yapar. Kurulun görevleri; genel, katma ve özel bütçeli dairelerle fonlar, döner sermayeli kuruluşlar, kuruluş ve statüsü ne olursa olsun sermayesinin yarısı devlete ait olan kuruluşlar ve bu daire ve kuruluşların birlikte veya ayrı ayrı sermayelerinin en az yarısına iştiraki olan kuruluşları teftiş etmek, imtiyazlı şirketlerle sermayesinin çoğunluğu devlete ait olan kuruluşlara ortak olan birimleri, yetkili makamların isteği veya Maliye Bakanının izniyle teftiş etmek, dernek, vakıf ve sendikaları mali yönden teftiş etmek, çeşitli kanun, tüzük, yönetmelik ve kararların Maliye Bakanına ve maliye müfettişlerine tanıdığı teftiş ve inceleme yetkilerini kullanmaktır. Vergi inceleme yetkileri de vardır.
Teftiş ve inceleme, sermayesinde devletin iştiraki olan kuruluş, şirket, dernek, vakıf ve sendikalara ait olduğu takdirde müfettiş raporu ilgili mercilere ulaştırılır ve gereği bu merciler tarafından yapılarak sonucu Maliye Bakanına bildirilir.
Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı :
Kurul müsteşara bağlı olarak çalışır. Görevleri; hükümet programı, kalkınma planları, yıllık programlar, Bakanlar Kurulu Kararları ve milli güvenlik siyaseti çerçevesinde verilen emir ve görevlerin yerine getirilmesi için çalışma esaslarını belirlemek, bu esaslara uygun olarak Bakanlığın ana hizmet politikasının ve planlarının hazırlanmasına yardımcı olmak, uzun vadeli planlarla, kalkınma planlarında ve yıllık programlarda öncelikle yer alması gereken hizmet ve tedbirlerin ve bunlarla ilgili temel politikaların ilmi araştırma esaslarına göre belirlenmesini sağlamak, Bakanın onayı ile bu görüşleri Devlet Planlama Teşkilatına iletmek; hizmet ve faaliyetlerin ekonomik ve etkin bir şekilde yerine getirilmesi için insan, para ve malzeme gibi mevcut kaynakların en uygun ve en verimli şekilde kullanılmasını sağlamak üzere Bakanlık bütçesini plan ve program hedeflerine uygun olarak hazırlamak ve uygulamasını izlemek, Bakanlık yıllık çalışma programlarını hazırlamak, Bakanlık hizmetleri ile ilgili gerekli istatistikleri toplamak ve değerlendirmek, planlama ve koordinasyon konularında verilen diğer görevleri yerine getirmek, yıllık çalışma programlarının yürütülmesini izlemek; kanun, tüzük ve yönetmelik tasarıları ile kanun teklifleri hakkında Bakanlık görüşünün belirlenmesine yardımcı olmak; Bakanlığın tarihçesini hazırlamak ve Bakanın talimatı çerçevesinde öngörülen konularda araştırma ve inceleme yapmaktır.
Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü :
Görevi, Mali konularda çıkacak hukuki uyuşmazlıklarda devletin çıkarlarını korumaktır. Bu birim, hukuk danışmanlığı ve muhakemat hizmetlerini yürütür. Muhakemat genel müdürü, hukuk müşavirleri, müşavir hazine avukatları ve hazine avukatları genel bütçe içindeki kamu kurum ve kuruluşlarını her tür ve derecedeki yargı ve icra mercileri ile hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsil eder. Devletle vergi mükellefi arasında doğacak anlaşmazlıklar nedeniyle açılacak davalarda bu birime önemli görevler düşer. Hukuksal konularda Bakanlığa danışmanlık görevi de yapar.
Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı :
Görevi; Bakanlığın yurtdışı ve uluslar arası veya ikili ilişkileri yürütmek; Bakanlığın görev ve faaliyet alanına giren konularda Avrupa Birliği ile ilgili hususlarda koordinasyonu sağlamak, bu alanda hükümetin genel politikasını uygulamaya yönelik önlemleri almak, uyum ve uygulama çalışmaları ile ilgili işleri yürütmek,; Bakanlığın yurtdışında bulunan görevli birimlerinin faaliyetlerini düzenlemek ve yönetmek ve Bakanlıkça verilecek benzer görevleri yerine getirmektir.
TAŞRA ÖRGÜTLERİ :
Bölge ve illerde örgütlenmiştir.
Gelirler Bölge Müdürlüğü :
Faal bölge müdürlükleri; Adana, Ankara, Antalya, Erzurum, İzmir, Samsun
Faal olmayan bölge müdürlükleri; Bursa, Edirne, İstanbul (Anadolu ve Avrupa), Kocaeli, Malatya
Gelirler Genel Müdürlüğünün bilgi işlem, istihbarat ve denetim hizmetlerini bölge düzeyinde yürütmek üzere Gelirler Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulmuştur. Bölge müdürlüğünün yönetimi altında denetim, planlama ve uygulama, istihbarat ve bilgi işlem, rapor izleme ve değerlendirme faaliyetleri ile eğitim ve destek hizmetlerinin yürütülmesi için yeteri kadar gelirler bölge müdür yardımcısı görevlendirilmiştir.
Görevleri; bölge müdür yardımcıları aracılığı ile bölgesindeki bilgi işlem hizmetlerinin belirlenen ilkelere uygun olarak yürütülmesini, istihbarat ve istatistik bilgilerinin toplanıp değerlendirilmesini ve ilgili birimlere aktarılmasını, emrindeki vergi denetmenlerinin denetim çalışmalarının planlanmasını ve bölge müdürlüğünün eğitim hizmetlerini sağlamaktır.
Gelirler bölge müdürleri, Gelirler Genel Müdürlüğü daire başkanları, vergi inceleme yetkisine sahip merkez denetim elemanlığı görevinde en az 10 yıl görev yapmış olanlar ile en az 2 yıl vergi dairesi başkanlığı yapmış olanlar arasından atanır.
İl Örgütü :
İl yönetiminin başı olan vali, bütün bakanlıkların ildeki temsilcisi ve yönetsel kurumların hiyerarşik üstüdür. Vali bu özelliği ve yetkisi ile vergi yönetiminin de ildeki en yüksek hiyerarşik üstü olmaktadır.
İllerde Maliye Bakanlığının baş yetkilisi ise Defterdar’dır.
Defterdar :
Bulunduğu ilde Maliye Bakanlığının en büyük memuru ve il ve bağlı ilçeler teşkilatının amiridir. İl içindeki vergi kanunlarını uygulamak, vergi, resim, harç ve para cezalarını ve diğer devlet gelirlerini tahakkuk ettirip tahsil etmek, mükellefler hakkında bilgi toplayıp bunları arşive geçirtmek, terkini gereken vergilere ilişkin işlemleri yapmakla görevlidir. İşlemlerin kanun hükümlerine göre yürütülmesi, denetlenmesi, merkez ve taşradan gelen soruların cevaplandırılması, özelge verilmesi, kanuna karşı hareketi görülenler hakkında takibatta bulunulması, atamaları ile merkez ve bağlı ilçeler maliye memurlarının sicillerinin tutturulması görevlerini de yürütür.
Defterdar, vergi incelemesine de yetkilidir. Defterdara bağlı, illerde gelir müdürlükleri, vergi daireleri, muhasebe, milli emlak ve muhakemat birimleri ve vergi dairesi başkanlıkları da bulunmaktadır.
İllerde defterdara bağlı olarak Gelir müdürü, saymanlık müdürü, vergi dairesi müdürü, gerektiğinde vergi dairesi başkanlıkları, muhakemat ve milli emlak müdürü de görev yapmaktadır.
Gelir Müdürü :
Görevleri, bulundukları il ve bağlı ilçelerde vergilendirme ile ilgili soruları defterdar adına yanıtlamak; teftişlerde defterdar adına verilecek cevap ve emirleri hazırlamak, vergi dairelerinden toplanan istatistiki bilgileri il bazında derleyip Gelirler Genel Müdürlüğüne veya Gelirler Bölge Müdürlüğüne göndermek, terkini gereken kamu alacaklarının terkinini defterdar adına tamamlayarak ilgililere bildirmek, vergi kanunları ve diğer kanunların gelir müdürlüğüne verdiği işleri yapmaktır.
Vergi Daireleri :
Vergi dairesi, mükellefi tespit eden, vergi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden kurumdur. Ayrıca, vergi incelemeleri sırasında ortaya çıkarılan matrah farkları veya şekle ilişkin usulsüzlük fiilleri için vergi cezalarını tarh, tebliğ ve tahsil etme görevi de vardır. Bu görevlerin yanında, vergilerin terkin edilmesi, vergi iadeleri ve muhasebe işlemlerini de yürütürler. Bu işlemler sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda yargı mercii nezdinde Hazineyi temsil eder, savunmaları hazırlar, gerektiğinde temyiz ve kararların düzeltilmesi isteminde bulunur ve yargı kararlarının yürütülmesi işlemlerini de üstlenir.
Yönetmeliğe göre vergi daireleri defterdarlığa bağlı başkanlık, müdürlük veya bağlı vergi dairesi biçiminde örgütlenmektedir.
Vergi Dairesi Başkanlıkları ve Vergi Dairesi Başkanı :
Mükellef sayıları dikkate alınarak, İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’da kurulmuştur. Vergi dairesi başkanlığı şeklinde kurulmuş bir ya da birden fazla vergi dairesi, Bakanlıkça vergi dairelerinin kendi kendine yeten bir yapıya kavuşturulması, etkinliğinin artırılması, kaynakların etkin kullanımı, iş akışında sürat ve güvenliğin sağlanması ve mükelleflere yönelik hizmetlerin daha etkin bir hale getirilmesi amacıyla kurulur. Başkanlık şeklinde kurulan vergi daireleri ana hizmet birimleri ile diğer hizmet birimlerinden oluşur.
Vergi dairesi başkanı, vergi inceleme yetkisine sahip bakanlık merkez denetim elemanlığı görevinde en az 10 yıl bulunmuş olanlar arasından atanır. Vergi dairesi başkanlıklarında en az 5 yıl vergi müdürü olarak görev yapanlardan açılacak sınavda başarılı olanlar da vergi dairesi başkanı olarak atanabilir.
Vergi dairesi başkanı ve emrindeki tüm vergi müdürleri, vergi dairesi müdürünün çeşitli kanunlarda yer alan tüm görev, yetki ve sorumluluklara sahiptir. Vergi dairesi başkanı, yapmakla mükellef olduğu işlerin zamanında ve düzenli olarak yapılmamasından; devrettiği yetkilerin iyice kullanılmamasından ve kanunların uygulaması ile ilgili olarak verdiği emirlerden doğan Hazine zararlarından sorumludur.
Vergi Dairesi Müdürü ve Vergi Müdürü :
Vergi dairesi vergi müdürü tarafından yönetilir. Vergi dairesi müdürü, bütün bölüm ve servisleri, bunların yöneticileri aracılığı ile yönetir. Ancak tarama ve kontrol servisinin yönetimi doğrudan vergi dairesi müdürüne aittir.
Bölümler müdür yardımcısı tarafından yönetilir. Bölüme bağlı servisler, servis şefleri tarafından yönetilir. Servis şefi en az bir en çok iki servisin yönetimi ile görevlendirilebilir.
Diğer hizmet birimlerine ait işler, bu işle görevlendirilen memurlar tarafından doğrudan vergi dairesi müdürüne bağlı olarak yürütülür.
Vergi dairesi müdürünün görevleri; vergi, resim ve harçların tarh, tebliğ, tahakkuk , tahsil işlemlerini kanun hükümlerine uygun biçimde ve zamanında yaptırmak; tahsil edilebilir hale gelen vergi, resim ve harçlarla diğer devlet alacaklarını kanun hükümleri çerçevesinde tahsil ettirmek, bu amaçla gerektiğinde haciz kararlarını uygulatmak; terkinler ile iadesi gereken vergi, resim ve harçlar ve diğer mali mükellefliklerle ilgili işlemleri yaptırmak; vergi kayıtlarını, vergi dairesi ve mükellefler itibariyle yürürlükteki mevzuat mevzuat hükümlerine uygun olarak tutturmak; müdürlüğünde yürütülen iş ve işlemleri sürekli ve düzenli olarak izlemek, değerlendirmek ve denetlemek; uygulamada karşılaşılan eksiklik ve aksaklıkları giderici önlemler almak, uygulama birliğini sağlamak, gelir ve gider saymanlığının gerekli kıldığı her türlü iş ve işlemleri yaptırmak ve Sayıştay’a yönetim dönemi hesabını vermek; bölüm yönetiminin servis şefine, servis ve masa yönetiminin gelir uzman yardımcısı veya memuruna verilmesi ve bu görevlerin geri alınması halinde, durumu defterdara veya vergi dairesi başkanına bildirmek; vergi dairesi işlemleri ile ilgili olarak idari yargı kuruluşlarında yaratılan uyuşmazlıklarda, hazineyi temsil etmek ve savunmada bulunmak, gerektiğinde temyiz ve kararların düzeltilmesi talebinde bulunmak; yönetici olarak, personel yönetimi ile ilgili işlemleri yapmak ve önlemleri almak ve vergi dairesine atanacak ve vergi dairesinden alınacak memurlar hakkında görüş bildirmektir.
Vergi dairesi müdürü, sahip olduğu ve kendisine devredilen yetkileri kullanmaktan, devrettiği yetkilerin iyiye kullanılmamasından ve görevlerinin mevzuata uygun ve zamanında yapılmamasından dolayı ilgililerle birlikte sorumludur.
İlçe Örgütü :
Bağımsız vergi dairesi bulunmayan ilçelerde vergiye ilişkin görevler Mal Müdürü tarafından yapılır. Mal müdürü, ilçedeki en büyük maliye memurudur. Saymanlık görevini de üstlenmeleri nedeniyle Muhasebat Genel Müdürlüğüne bağlı olarak görev yaparlar. Mal müdürünün yönetimi altında, vezne ve muhasebe servisleri ile gereken yerlerde tahakkuk, tahsilat, milli emlak ve muhakemat servislerinde memurlar bulunur. Saymanlık görevini de üstlendikleri için Sayıştay’a idare hesabı verirler.
Gelir vergisinde tam mükellefler ikametgahlarının bulunduğu yer vergi dairesine, dar mükellefler vergi muhatabı varsa onun Türkiye’de oturduğu yer vergi dairesine, yoksa işyerinin bağlı bulunduğu yer vergi dairesine bağlıdır. Kurumlar vergisinde tam mükellef kurumlar kanuni ya da iş merkezlerinin bulunduğu yer vergi dairesine bağlıdır. Dar mükellef kurumlar ise Türkiye’de iş yerinin ya da daimi temsilcisinin bulunduğu yer vergi dairesine, böyle bir yer yoksa yabancı kurumlara kazanç sağlayanların bulundukları yer vergi dairesine bağlıdır.
DİĞER ÖRGÜTLER :
Maliye Bakanlığına bağlı kuruluşlar dışında vergi toplayan diğer birimler de vardır. Bu birimler, yerel yönetimlerdir. Türkiye’de yerel yönetimler, a) İl özel İdareleri b) Belediyeler c) Köyler olmak üzere üçlü bir yapı halindedir.
İl Özel İdareleri :
Çok eski hükümlere dayanan ve hasılatı düşük, sürekli olmayan bir takım vergi, resim ve harçların toplanması ile görevlidir. Topladığı vergi, resim ve harçlar;
- Taş ocakları nizamnamesi uyarınca işletme ilmuhaber ve ruhsatnameleri karşılığı alınan harçlar ile işletme alanının yüzölçümü ve çıkarılan taşların değeri üzerinden alınan vergi.
- İl bütçesi gelirleri arasında gösterilen iskele resmi.
- İmar kanunu gereği alınan harçlar.
Belediyeler :
Hizmetlerini 6 başlık altında toplanan gelirlerle yerine getirirler. Bu gelirler; vergiler, harçlar, harcamalara katılma payları, genel bütçe vergi payları, borçlanmalar ve çeşitli gelirlerdir.
Tahsil ettikleri vergi gelirleri; emlak vergisi, ilan ve reklam vergisi, eğlence vergisi, haberleşme vergisi, elektrik ve havagazı tüketim vergisi, yangın sigortası vergisi, çevre temizlik vergisi’nden oluşur.
Tahsil ettikleri harçlar; işgal harcı, bina inşaat harcı, ölçü ve tartı aletleri muayene harcı, kaynak suları harcı, ve diğer harçlar (işyeri açma izin harcı, tellallık harcı, parselasyon harcı) oluşur.
Bu vergi ve harçların tarh, tahakkuk, tahsil işlemleri belediyelerin gelir, tahakkuk ve tahsil şubelerince yapılır.
Köyler :
İşlevi en az olan yerel yönetim birimidir. 19424 tarih ve 442 sayılı köy kanununa göre, köy ihtiyar meclisi kararı ile en yüksek sınırı 20.-lTL’yi aşmamak üzere köylerde oturanlara ve köyle mali ilişkisi bulunanlara “salma” salınabilmektedir. Tevzii vergi niteliğinde olan salma, hane başına tarh edilmektedir. Köy kanununda ayrıca, köyde kurulan çarşı ve Pazar yerlerinden alınan işgal resmi, mühürlenecek ilmuhaber üzerinden alınan para, taş, kireç, tuğla ve kiremit ocaklarından alınan resim gibi köy ihtiyar meclisince düzenlenen tarifeye göre konulan mükelleflikler de yer almaktadır.
MÜKELLEF VE VERGİ SORUMLUSU
GENEL OLARAK KİŞİ KAVRAMI VE KİŞİNİN EHLİYETİ :
Genel Olarak Kişi Kavramı :
Kişi hukuku, Medeni Kanunda düzenlenmiştir. Hukuki anlamda kişilik, haklara sahip olma ve borç yüklenme anlamına gelir. Kişiler; a) Gerçek kişiler b) Tüzel kişiler, olmak üzere ikiye ayrılır. Gerçek kişiler, insanlardır. Tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişilerden ayrı olarak bir hukuki varlığı oluşturacak biçimde örgütlenen kişi toplulukları ile belirli bir varlığın belirli bir amaca tahsis edilmesiyle meydana getirilen bağımsız kurumlardır.
Tüzel kişiler; a) Kamu hukuku tüzel kişileri b) Özel hukuk tüzel kişileri, olarak ikiye ayrılır.
Kamu hukuku tüzel kişileri, devletin kamu hizmeti yapması amacıyla meydana getirdiği kamu kurumlarıdır. Özel hukuk tüzel kişileri ise, dernekler, vakıflar ve şirketlerdir. Dernekler; kazanç paylaşma amacı gütmeyen, belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, kişilerin bilgi ve çalışmalarını birleştirdikleri kişi topluluklarıdır. Vakıflar; Bir malın belirli bir amaca tahsis edilmesiyle oluşturulan ve başlı başına bir varlığı olan mal topluluğudur. Şirketler; kazanç sağlamak amacıyla meydana getirilmiş olan kuruluşlardır.
Kişinin Ehliyeti :
Kişilerin, hak elde etme ve borç yüklenebilme bakımından durumları ehliyet kavramı ile açıklanır. Ehliyet;
a) Haklardan yararlanma b) Hakları kullanma, ehliyeti olarak ikiye ayrılır. Haklardan yararlanma ehliyetine hak ehliyeti, hakları kullanma ehliyetine de fiil ehliyeti denir.
Gerçek kişilerde haklardan yararlanma ehliyeti, insanın sağ olarak doğumu ile başlar. Sağ olarak ana rahmine düşme de hak ehliyetine sahip olmak için yeterlidir. Kanunlarındaki hükümlerine göre tüzel kişiliğin kazanılmasıyla tüzel kişiler, cinsiyet, yaş ve hısımlık gibi insana ait olanlar dışında diğer bütün haklara sahip olur ve borç yüklenebilir.
Fiil ehliyetinde, kişilik dışında bazı şartlar da gereklidir. Bunlar; kişinin mümeyyiz (temyiz kudretine sahip ) olması, reşit olması ve mahcur (kısıtlı) olmamasıdır. Mümeyyiz olmak, makul şekilde hareket etme imkanına sahip olmaktır. Kişinin yaptığı fiil ve hukuki işlemlerin ve ortaya çıkan olayların gerçek anlamlarını, kapsamlarını ve sonuçlarını kavrayabilmesi, yönlendirebilme niteliğinin olmasıdır. Reşit olmak, 18 yaşın doldurulmasıdır. Mahcur Olmama, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık, ayyaşlık, kötü hal, kötü idare ve uzun süreli hapis cezası gibi kısıtlılık hallerine sahip olmamaktır.
Tüzel kişilerde fiil ehliyeti, organlarınca kullanılır. (Örn yönetim kurulu). Tüzel kişi organları bu yetkisini, tüzel kişiliğin amacı çerçevesinde kullanmak zorundadır.
Mükellef :
Mükellef; üzerine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişidir. Verginin mükellefi, muafiyet ve istisna kapsamında olmayan gelir elde eden gerçek ve tüzel kişilerdir. Vergi kanunları, sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer nedenlerle gerçek ve tüzel kişilerden bazılarını vergi dışında tutmuştur.
Vergi hukukunda, mükellef olabilmek için hak ehliyetine sahip olmak yeterlidir. Anne karnında bulunan bir kişi sağ olarak doğmak şartı ile vergi mükellefi olabilir. Aynı şekilde temyiz kudreti olmayan kişiler de vergi mükellefi kabul edilir.
- Gelir vergisi mükellefleri, gerçek kişilerdir.
- Kurumlar vergisi mükellefleri, sermaye şirketleri, kooperatifler, kamu iktisadi teşebbüsleri, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri ile iş ortaklıkları’dır.
- Emlak vergisi mükellefleri, bina ve arazinin maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa binayı malik gibi tasarruf edenlerdir.
- Veraset ve İntikal vergisi mükellefleri, veraset yolu ile veya karşılıksız bir biçimde mal iktisap edenler’dir.
- Motorlu Taşıtlar Vergisi mükellefleri, kanunda belirtilmiş olan taşıtların sahipleridir.
- Katma değer vergisi mükellefleri, mal teslim eden, hizmet ifa eden ve ithalatta bulunan kişilerdir.
- Damga vergisi mükellefleri, damga vergisi kanununa göre kayıtları imza edenlerdir.
Yapılan işin hukuka aykırı olması, vergi mükellefi olmada bir engel değildir.
Tüzel kişilerle, küçüklerin, kısıtlıların ve cemaat gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilciler, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve bunların kanunu temsilcileri tarafından yerine getirilir.
Kanuni mükellef; kendisine vergi borçu yüklenen ve bu borç ile ilgili bazı ödevleri yerine getirmesi gereken kişidir. Her zaman verginin yüklenicisi veya taşıyıcısı olmayabilir. Mevzuat gereği ödediği vergiyi yansıtma imkanına sahip olabilir.
Vergi yüklenicisi; Vergi yükünü gerçek anlamda taşıyan kişiye vergi taşıyıcısı veya vergi yüklenicisi denir.
KDV, kanuni mükellef ile vergi yüklenicisini açık bir şekilde birbirinden ayırır.
Vergi Sorumlusu ;
VUK’a göre Vergi Sorumlusu : “Verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir.”
Temsil; başkası nam ve hesabına veya kendi namına ve başkası hesabına hareket etmektir. Temsilde; temsil olunan, mümessil ve üçüncü şahıs olmak üzere üç kişi bulunur.
Kanuni temsil; bir kanun hükmü ile bir kişinin belirli bir malvarlığını ve belirli bir takım haklarını korumak için temsilci olarak tespit edilmesidir.
İradi temsil ; temsil olunan kişinin irade beyanı ile temsil yetkisi verilmesidir.
Vergi alacağını güvence altına almak, vergi idaresinin daha az harcama ile vergi toplamasını sağlamak ve idareye kolaylık sağlamak gibi nedenlerle vergi mükellefi yanında vergi sorumlusu müessesesi getirilmiştir.
Vergi sorumlusu ile mükellefi birbirinden ayıran özellik, vergi sorumlusunun verginin asıl borçlusu olmamasıdır. Vergi sorumlusu, vergi borçlusunun malvarlığından vergi keserek bu vergiyi vergi dairesine öder. Yani vergi sorumlusunun, maddi bir vergi borcu yoktur. Bu bakımdan vergi sorumlusu, mükellefin vergi borcunu ödeme durumunda olan kanuni temsilci konumundadır.
Katma değer vergisinde, KDV’yi müşteriden tahsil ederek vergi dairesine yatıran kişi vergi sorumlusu değil, verginin kanuni mükellefidir.
Vergi kanunlarındaki vergi sorumluluğu halleri;
- Gelir Vergisinde ; GVK 94. maddesi “Vergi Tevkifatı” başlıklıdır. İlgili maddede belirtilen kuruluş ve mükelleflerin, aynı maddede belirtilmiş olan ücret, serbest meslek kazancı, menkul sermaye iradı ve gayrimenkul sermaye iradı gibi ödemelerden vergi keserek, kestikleri vergileri vergi dairesine yatırmaları zorunludur.
- Kurumlar Vergisinde ; KVK 24. maddesinde yer alan kazançları dar mükellef kurumlara ödeyenler, bunlardan vergi kesip ilgili vergi dairesine yatırmakla mükelleftir.
- Veraset ve İntikal Vergisinde ; 17. maddede yer alan kuruluşlara, mirasçılara yaptıkları ödemelerden, veraset ve intikal vergisine mahsuben vergi keserek vergi dairelerine yatırmaları zorunluluğu getirilmiştir.
- Damga Vergisinde ; Damga Vergisi kanununda “İstihkaktan kesinti Şekliyle Ödeme” başlıklı 19. maddesine göre, maddede sözü edilen kuruluşların, aynı maddede belirtilen kağıtlara ait vergileri istihkak sahibine yaptıkları ödemelerden keserek ilgili vergi dairesine yatırmaları gerekir.
Vergi Sorumlusu ve Temsilcilerin Sorumluluğu :
Yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi kesmek zorunda olanlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludur. Vergi sorumluları, vergiyi kesip ilgili vergi dairesine ödeme mükellefiyetini yerine getirmedikleri takdirde vergi, vergi sorumlularından ikmalen veya resen tarh edilmek suretiyle alınır. Ancak verginin asıl borçlusunun mükellef olması nedeniyle kanun “Bu sorumluluk, bunların ödedikleri vergilerden dolayı asıl mükelleflere rücu etmek hakkını ortadan kaldırmaz” hükmü ile vergi sorumlularına, bu yolla ödedikleri vergiyi geri alma hakkını tanımıştır.
Vergi sorumlusu verginin aslı için rücu etme hakkına sahiptir. Vergiye ilişkin ödenecek ceza, gecikme zammı ve gecikme faizleri için rücu edemez.
Müşterek sorumlul
HAYAT YALAN OLMUŞ.....
|