Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dini Hikayeler
Yazar Mesaj
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #21
Cvp: Dini Hikayeler
Anne Cennet Ne Kadar Güzel

Genç kızlarımıza sohbetleriyle rehberlik yapan, çoğunun elinden tutan bir okuyucumuzun bir hatırasını aktarmak istiyorum:

Stuttgart Waiblingen bölgesindeiki yılı aşkın haftalık çevre sohbetlerinden tanıdığımbir hanım telefonda şöyle ağlıyordu: Hocahanım, bizimburada bir komşu, kızını kaybetti. 18 yaşındaydı. Ani bir ölümle öldü. Annesi adeta çılgına döndü. Sürekli isyanda, Keşke kızım şöyle şöyle olsa idi de ölmese idi diye feryat figan ağlıyor. Ne olur bir gelseniz onunla siz konuşsanız. Sizi az çok tanıyor. Size saygısı var, belki sizi dinler. Biz ne yapacağımızı şaşırdık...

Ertesi gün gittim ve beni ölen genç kızın evine ***ürdüler. Evde matem, yas... Anne bir köşede hiç durmadan ağlıyor. Bana annesi şunları anlattı: "Kızım, ben ve babası her sene olduğu gibi geçen sene de memleketimiz izmir'e tatile gittik. Evimizin karşısındaki apartmanda bir genç adam oturuyor. Terbiyesi, asaleti, giyimi ve duruşu ile kızımın dikkatini çekmiş. Bana:
Anne bak! Evlenebileceğim genç dedi. Biz de 'tanışalım' diye bir tanıdığı ile haber gönderdik ve tanıştık. Maksadımızı arz ettik. Genç adam üniversite okuyan dindar ve kültürlü biri idi.

Kızıma: 'Aramızda kültür farkı var, siz açık gezen bir hanımsınız, bense eşimin tesettürlü ve mazbut bir insan olmasını isterim.' deyince kızım 'En kısa zamanda dinimi öğrenecek ve tatbik edeceğim, bana zaman ver.' dedi. Ertesi yaz buluşmak üzere anlaştılar. Kızım ilk iş olarak kendisine dinimizi anlatacak, öğretecek bir yer aradı ve buldu. Çok gayretli dini bilgileri öğreniyor, namazlarını kılıyordu. Böylece izin bitti ve Stuttgart'a döndük. Burada bir göz doktorunun yanında sağlık teknisyeni olarak çalışıyor, iş zamanından arta kalan zamanında da Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek için çok gayret sarf ediyordu.


Gelirken getirdiği mantoyu ve eşarbı evde giyip 'Anne yakışıyor mu?' diyordu. Bütün samimiyetiyle islam'ı öğreniyordu. Sivaslı bir komşumuz onu oğluna istemiş, o ise "ret" cevabı vermişti. Fakat o, bunu gurur meselesi yapmayarak Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek için onlardan yardım istemişti.

Bir gün 'Başım ağrıyor.' diye doktora gitti. 'Bir şeyin yok.' demişler. Ama baş ağrısı devam ediyordu. Göz, kulak ve diş tahlillerinin sonucunda da bir şey bulamamışlardı. Ama başının ağrısı da bir türlü geçmek bilmiyordu. Bana anlattığına göre, bir gün, evde kimse olmadığı halde, evimize bir genç delikanlı gelip ona kırmızı bir gül getirmiş 'Ben ahiretten geliyorum, Allah-u Teala Hazretleri seni benim kısmetim yazdı, cennette sen benimsin. Burada evlenmeyeceksin.' demiş.

Baş ağrısı durumu 15 gün sürdü. Son çare olarak şule'yi hastaneye tahlil için aldılar. Araştırmalar neticesinde hiçbir şey bulamadılar. Bir gün hastaneye gittiğimde yattığı odanın penceresinden bakıp bana şöyle dedi:
'Anne! Cennet ne kadar güzel.' Döndüm ve baktığı tarafa baktım, gördüğüm sadece park etmiş arabalardı. Ama o büyülenmiş gibi mutlu bir şekilde pencereden bakıyordu.
Bana dedi ki: 'Anneciğim, beni yarın saat 8.00'de ***ürecekler.' dedi. Çılgına döndüm.

Babasına koştum, 'Kızımız ölüyor, yetiş.' dedim. Babası da çaresiz yüzüme baktı. Söylediklerine inanamıyorduk; ama yine de endişe ve telaşımız had safhadaydı. 'Ya doğruysa.' diyordum. O gece hiç uyuyamadım. Ertesi gün sabah 7.00'de hastanedeydim. Babası koridorda, içeri girmeye dayanamamış, çaresiz ağlıyordu. İçeriye girdim. Kızım bana şöyle vasiyette bulundu:

'Anneciğim, ben ölünce sakın ağlama. izmir'deki o gence de benden selam söyle, Cenab-ı Hak ona mutluluklar versin. Ona minnettarım, dinimi öğrenmemde bana sebep oldu. Anne, bu fakir gence maddi yardımda bulun ve onu istediği bir kızla evlendir. Hesabımda onun evlenmesi için yeterli miktarda para var.

Bu arada sık sık saate bakıyordu. Sonra büyülenmişçesine 'Geldiler.' dedi.

Yüzüme baktı, korku ifadesi vardı. 'Anne, Azrail'in ayakları ne kadar büyük.' dedi, odanın uzunluğu kadar.
'Babama selam söyle.' dedi. Başını yastığa koydu,
kelime-i şehadet getirdi ve kızım öldü!!!

Adeta çıldırmıştım. Odadan kendimi dışarı attım, 'Bey' dedim 'Kızımız öldü'. ikimiz tekrar odaya daldık, kızımız vefat etmişti. Bizden istediklerini yerine getirdim. şimdi ben bu acıya nasıl dayanırım?'(S. Yerlikaya)

Bu ibret dolu olay, dinimizi öğrenme, marifetullah konusunda derinlememiz hususunda iyi bir ders olur inşaallah

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:48 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #22
Cvp: Dini Hikayeler
Gerçek Anlaşilinca

Zülkarneyn Aleyhisselam bir sefer esnasında gece yolculuk yaparken ordusuna:

-Ayağınıza takılan şeyleri toplayın diye emir verir.

Ordu bu emri duyunca, İçlerinden bir grup:
-Çok yürüdük, çok da yorgunuz .Gecenin bu vaktinde bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak bir de kendimize ağırlık yapamayız, diyerek hiç bir şey toplamamışlar.

İkinci grup ise:
-Madem komutanımız emretti, az da olsa bir şeyler toplayalım, emre muhalefet etmeyelim, diyerek az bir şey toplamışlar.

Üçüncü grup daha itaatkar bir tavırla :Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez.Yapılmasını istiyorsa mutlaka bir hikmeti vardır." diyerek heybelerini ağzına kadar doldurmuşlar.

Ertesi sabah uyandıklarında şaşkınlıktan gözleri faltaşı gibi açılmış.Zira komutanlarının toplamalarını istediği şeyler altın , Zümrüt ve mücevher benzeri şeylermiş.

Bu örnek bize ahirette karşılaşacağımız manzarayı hatırlatıyor.Bir kısım insanlar, bütün uyarılara rağmen buradan heybelerine hiç bir şey almadan gidecek, bazısı az bir şeyle yetinecek, çok az bir kısmı da emre itaatin verdiği rahatlıkla huzura çıkacak.

Evet Allah emrediyorsa bir hikmeti vardır.

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:48 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #23
Cvp: Dini Hikayeler
serçenin avcıya nasihatı

Avcinin biri kus avlamak için tuzak kurmustu.
Tuzaga küçük bir kus yakalandi.
Minik kusu eline aldi.

Hayret!
Minik kus konusuyordu.

Minik kus:

- "Ey büyük efendi! Sen birçok koyunlar, sigirlar, develer yedin.
Onlarin etlerinden bile doymadin ki, benim etimle mi doyacaksin?
Ben senin disinin kovugunu bile dolduramam.
Sayet beni saliverecek olursan, sana üç ögüt verecegim.
Bu ögütlerden ilkini senin elindeyken, ikincisini su damin üstünde,
üçüncüsünü ise agacin üstünde söyleyecegim.
Bu üç ögüdümü tutacak olursan, ömür boyu mutlu olursun." dedi.

Avci bu teklifi begendi.
Zaten eti olmayan bu küçük kusla nasil doyacakti ki? Kusun ögüdü belki ise yarardi.

Avci:

- "Peki, söyle bakalim" dedi.

Minik kus:

- "Elindeyken verecegim ögüt sudur:
(Olmayacak seye, kim söylerse söylesin inanma)."

Kus, bu birinci ögüdünden sonra avcinin elinden karsidaki damin üstüne kondu.

- "Ikince ögüdüm:
(Geçmis gitmis seyler için üzülme. Bir sey senden gittikten sonra onun hasretini çekme)."
Kus, ikinci ögüdüne devam etti:
"Benim karnimda on dirhem agirliginda çok degerli bir inci vardi.
O inci seni de, çocuklarini da zengin ederdi.
O inci senindi ama, kismetin degilmis.
Öyle bir inci kaçirdin ki, dünyada esi benzeri yoktu." dedi.

Avci, bu sözleri isitince:

"Eyvah! Ben kendi elimle kendime yazik ettim. Elimdeki talih kusunu kaçirdim.
Ah benim akilsiz kafam" diye üzülmeye, aglamaya ve dövünmeye basladi.

Kus, avcinin bu halini görünce:

- "Be aptal adam! Biraz önce ben sana ne ögüt verdim?
Su haline bir bak. Inci elinden gittiyse ne üzülüyorsun?
Ben sana geçen bir seye üzülme demedim mi?
Sözümü anlamadin mi?

Sonra sana ´Olmayacak bir söze sakin inanma´ diye ilk ögüdümü verdim.
On dirhemlik inciyi duyunca aklin basindan gitti.
Benim üç dirhem gelmeyecegimi bildigin halde, nasil içimde on dirhemlik inci bulunabilir?" dedi.

Avci, kusun uyarisini dinleyince, akli basina geldi.

- "Hayir, güzel ve akilli kus!
Su üçüncü ögüdünü de söyle, öyle git." dedi.

Minik kus, üçüncü ögüdünü vermek için damdan agacin üstüne siçradi ve avciya alayli bir tavirla:

- "Allah Allah! Ilk iki ögüdümü çok iyi tuttun da üçüncüsünü mü tutacaksin?"
diyerek tamahkar avcinin haline güldü ve gögün maviliklerine dogru uçtu gitti...
Uykuya dalmis bilgisiz kisiye ögüt vermek, çorak yere tohum saçmaktir.

Abdallik ve bilgisizlik yirtigi yama kabul etmez.

Ey ögütcü, ona hikmet tohumunu saçmadan önce, onu yamasiz, yirtiksiz hale getir.

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:49 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #24
Cvp: Dini Hikayeler
Niçin Gülümsediğimi Biliyor Musunuz?

Resûlüllah (s.a.v.) ile ashabı ile beraber bulunuyordu, bir ara gülümseyerek:

-Niçin gülümsediğimi biliyor musunuz? diye sordular. Bizler, 'hayır' deyince, Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurdular ki:

-Kulun, Rabb'ine karşı kendisini müdâfaasından ve Allah ile aralarında geçen (şu) konuşmadan ötürü gülümsüyorum.

Kul der ki:

-Sen, dünyada beni zulümden korumadın mı?

Allah Teâlâ:

-Evet, buyurur. Kul:

-O halde ben de yabancı şâhidi kabul etmiyorum. Bana, benden şâhit istiyorum, deyince Allah Teâlâ:

-Peki, senin hesâbını kendi a'zâların görsün ve Kirâmen Kâtibîn de şâhit olsun, buyurur ve dili susturularak, a'zâlarına, 'Konuşun' denir. A'zâlar da teker teker yaptıklarını haber verirler. Sonra dili açılır. Adam a'zâlarına, 'Başımdan def'olun, ben sizi korumak için uğraşıyorum, siz ise yaptıklarınızı söylüyorsunuz' der.'

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:50 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #25
Cvp: Dini Hikayeler
Hz. Muhammed (sav) Güvenilir Bir Insandi

Peygamberlerin sıfatlarına baktığımız zaman onlardan birisi de emanettir yani güvenilir olmalarıdır. Bütün Peygamberler emin, güvenilir insanlardı.

Hz. Peygamber (sav)’e Mekkeliler daha peygamber olmadan önce kendisine güvendiklerinden, doğru dürüst bir insan olduğu için Muhammedül Emin (Güvenilir Muhammed) lakabını vermişlerdi. Değerli mallarını, eşyalarını kendisine emanet ederlerdi.

Hz. Peygamber bir gün Safa tepesine çıktı ve “ Ey Kureyşliler” diye seslendi. Onun sesini duyanlar dinlemek için etrafına toplandılar. Peygamberimiz “ Size şu tepenin arkasından bir düşman ordusunun geldiğini söylesem bana inanır mısınız?” Oradakilerin hepsi “ Evet, inanırız. Çünkü senin yalan söylediğini hiç duymadık.” dediler. “ O halde sizi Allah’tan başka İlah olmadığına inanmaya çağırıyorum” dedi.

Mekke’den Medine’ye hicret etmeden önce Hz.Aliyi yatağına yatırmış ve kendisinde bulunan emanetleri sahiplerine vermesini tembih etmişti. Oysaki Mekkeliler evini kuşatmış ve kendisini öldürme planları yapıyorlardı. Onu peygamber olarak kabul etmeyip doğruluğundan, güvenilirliğinden şüphe etmeyenler çoktu.

Hz. Muhammed (sav) gerek peygamberliği döneminde gerekse peygamberlikten önceki dönemde yani hayatının her safhasında güzel ahlak örneği olmuş ve kendisinden kötü ahlak namına hiçbir hareket gözlenmemiştir. Çünkü “Beni Rabbim terbiye etti, o ne güzel terbiye edicidir” buyurmuştur.

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:50 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #26
Cvp: Dini Hikayeler
Üç Sual Ve Bir Cevap

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir ker***le teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;
"Sorun!" buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.
Sormaya başladı:
"Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım."
Şems-i Tebrîzî hazretleri;
"Öbür sorunu da sor!" buyurdu.
O;
"Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi?" dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"Peki öbürünü de sor!" buyurdu.
O;
"Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!" dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.
Ve;
"Ben, soru sordum, o başıma ker*** vurdu." dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"Ben de sâdece cevap verdim." buyurdu.
Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
"Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim."
O kimse şaşırarak;
"Ağrıyor ama gösteremem." dedi.
Şems-i Tebrîzî;
"İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez.
Yine bana, şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.
Yine bana;
"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?" buyurdu.


Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:50 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #27
Cvp: Dini Hikayeler
Din nasîhattir

Dinimizde, nasîhatin önemi büyüktür. Hadîs-i şerîfte (Din nasîhattir.) buyurulmuştur.

Allahü teâlâ hadîs-i kudsîde buyuruyor ki:

(Ölümün geleceğini bildiği hâlde sevinen,

hesâba çekileceğini bildiği hâlde mal biriktirme hırsı ile yanıp tutuşan,

yalnız başına mezara gireceğini bildiği hâlde gülüp oynıyan,

dünyanın yok olacağını bildiği hâlde dünyaya sımsıkı sarılan,

âhıreti bildiği hâlde, dünya ile huzûr bulmaya çalışan kimselere şaşılır.)

(Dili ilim saçıp gönlü ilimden uzak olan,

dışını yıkadığı hâlde gönlünü temizlemiyen,

başkalarının kusûrlarını araştırıp kendi kusûrlarını görmiyen,

âhırette hesâba çekileceğini bildiği hâlde gülüp eğlenenlere şaşılır.)

(İlim, amel ve ihlâsında her gün biraz daha ileri gitmiyen zarardadır. Böyle kimsenin ölmesi yaşamasından hayırlıdır. Bildiği ile amel edene bilmediğini öğretirim.)

(Ey insanoğlu, sizi namaz ile denedim, tembelsiniz.

Dert ile denedim şikâyetçi olarak gördüm.

Eğer keremim erişmezse rahmete kavuşamazsınız. Kanâat edin rahmet bulun!

Hasedi terk edin, huzûra kavuşun! Gıybeti terk edin Allah sevgisi gâlip olsun!)

(Ey insanoğlu, sanki ebedî kalacakmış gibi dünyalık yığmaya çalışıyorsun.

Her gün ömrün eksiliyor, farkında değilsin.

Aza kanâat edip hamdetmiyorsun. Çok istiyorsun,

ne kadar çok versem yine doymuyorsun.

Benden sana her gün yeni rızıklar gelirken, senden bana çirkin ameller geliyor.

Ne tuhaftır ki, verdiğim rızkı yerken bana isyân ediyorsun.)

(Tevbeyi unutup uzun amellere kapılmayın! Başkasını hayra teşvik edip

kendinizi unutmayın! Herkesten vefâ beklerken vefâsız olmayın!)



(Gerçek mü’min, Allaha ve Resûlüne inandıktan sonra, kötülük edene iyilik eden, gelmiyene giden, kendisine hakaret edene, ikrâm ve hürmet eden kimsedir.)

(Bana verdiğiniz sözde durun ki, ben de va’dimi yerine getireyim.

Cennete ancak sâlih amellerle gidilir. Cennet sabredenlerin yeridir.

Âlimlerin sohbetine gitmekle rahmetimi isteyin! Çünkü benin rahmetim, bir ân âlimlerden ayrılmaz.

Yoksullara merhamet etmekle benim rızâmı isteyin! Yoksula karşı büyüklenenler, kıyâmet günü karıncalar gibi ayak altlarında kalır.

Yoksula iyilikte bulunanı dünya ve âhırette yükseltirim.

Bir yoksulun bir kusûrunu açığa vuranın yetmiş kusûrunu açıklarım. Yoksulu hor gören, onun kalbini kıran, benimle savaşmış gibidir.)

(Nice zenginler vardır ki, servetleri onları azdırır.

Nice sıhhatli insanlar vardır ki, onları sağlıkları azıtır.

Nice âlimler vardır ki, onları ilimleri azdırır,

nice câhiller vardır ki, cehâletleri onları ifsâd eder.

Beli bükülmüş ihtiyârlar, benden korkan gençler ve memedeki yavrular olmasa, bir damla yağmur yağdırmaz, yerden bir çekirdek bitirmez, onlara devamlı azâb ederdim.)

(Bana olan ihtiyâcınız kadar bana itâ’at edin!
Cehenneme dayanabileceğiniz kadar günah işleyin! Îmânınızı düzeltin! Dîninizi düzeltirseniz ölümünüz de güzel olur.)

(Ey insanoğlu, sabret, alçak gönüllü ol ki, seni yükselteyim.

Af dile ki, seni affedeyim! Benden iste, sana vereyim.

Sadaka ver, malını bereketlendireyim.

Yakınların ile ilgilen, ömrünü bereketlendireyim.

Benden sıhhat ve âfiyet iste ki seni sıhhatli kılayım.)

(Ölüm, bütün gizli işlerinizi açığa çıkarır, kıyâmet onları ortaya kor.

İşlediğiniz günahın küçüklüğüne değil, onu kime karşı işlediğinize bakın!

Rızkınızın azlığına veya çokluğuna değil, onu veren Rabbinize bakın!
Benim mekr-i gazabımdan emin olmayın!
Hangi işiniz için kızacağımı bilemezsiniz.
Ben sizin görünüşlerinize, servetlerinize değil, kalbinizdeki niyyetlerinize ve buna uygun olan amellerinize bakarım.)


huzurpınarı

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:51 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #28
Cvp: Dini Hikayeler
Dirilen şehit*-* H.z. Ebubekir *-*-* Mehteşem Bir Menkibe

Sevgili Peygamberimiz "şehidliğin" üstünlüklerini anlatıyorlardı. Buyurdular ki:

(Kıyamet gününde şehidler, "Mahşer Yerine" gelirken; orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar.. Onlar; çocukları, akraba ve dostlarından 70.000 kişiye şefaat ederler (Cehennemden kurtarırlar)....)

Bu sözleri işiten "Nevfel" ismindeki sahabe, iki oğlu ile hanımını oraya getirdi.

- Yâ Resûlallah! Bir dua etmek istiyorum. Siz de "amin" der misiniz? diye sordu.

Peygamber Efendimiz kabul ettiler. Bunun üzerine Nevfel:

- Yâ Rabbi, Nevfel kuluna, "şehidlik" nasib eyle!.. duasında bulundu.

Hazret-i Ali'nin bildirdiğine göre; ilk Gazâ'da (savaşda) Nevfel, gerçekten şehid oldu...

Gazadan sonra Allahın Resulü ve arkadaşları Medine'ye dönüyorlardı.

Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar, karşılamaya çıktılar. Hepsi sevinç içindeydiler.

Nevfel'in hanımı, çocukları ve ihtiyar annesi karşılacılar arasındaydı.

- Gazanız mübarek olsun Yâ Resûlallah Nevfel'in hali nicedir?... diye sordular.

Merhametli "Efendimizin" gözleri nemlendi. Şehidlik haberini vermeğe mübarek kalbleri dayanamadı. Elleriyle arka tarafı işaret buyurup, geçtiler..

Arkadan Hazret-i Ali geliyordu. Nevfel'in yakınları, O'na sordular... "Allahın Arslanı" yanında yürüyen Hazret-i Ammar'a:

- Şehidlik haberini ben de veremiyeceğim. Yürü gidelim dedi.

Eliyle arka tarafı işaret etti.

Sonra Hazret-i Ömer geliyordu. "Büyük" Ömer de, aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı...

Daha sonraki Hazret-i Osman da başka türlü yapamadı. Eliyle, arka tarafı işaret edip, geçti...

En sonra gelen Ebu Bekir hazretleriydi. Yanında "Muaz bin Cebel" bulunuyordu. Geride Hazreti Zübeyr' den başka kimse kalmamıştı.

Nevfel'in yakınları son ümitle, Sevgili Peygamberimizin en aziz arkadaşına yaklaştılar. Aynı şeyleri sordular.

Hazret-i Ebu Bekir kendi kendine düşündü:

"- Yâ Rabbim... Ne kadar zor durumdayım. Eğer doğru söylersem, mahzun kalbleri, daha fazla üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan, Sevgili Peygamberimiz bile çekindiler... O'na nasıl, aykırı davranabilirim. Fakat yalan da söyleyemem.

Sen bana öyle bir şey ilham et ki, bu gariblerin yüreği, daha fazla yanmasın Allahım"...

Peygamber Efendimizin doğru sözlü dostu "Sıddîk," bütün kalbiyle,

- Yâ Allah..! Ya Nevfel...! diye "Ah" çekerek inledi.

İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi "bir atlı" yıldırım hızıyla yanlarına yetişti.

- Buyur Yâ "Sıddîk"... Beni mi çağırdın. Ey Allah Resulünün sevgilisi? diye sordu. Bu atlı Nevfel'den başkası değildi.

Bütün Eshâb-ı kiram, hayrette kaldılar.

Sonra Cebrail aleyhisselâm isimli melek göründü. Peygamber Efendimize şunları söyledi.

-Yâ Resûlallah... Hak teâlânın selamı var...

(Eğer "Peygamberin Mağara Arkadaşı" Sıddîk, bir kere daha "ALLAH" deseydi; "Yüceliğim" hakkı için, bütün şehidleri diriltirdim. Çünkü, Ebu Bekir adlı kulum; cahiliye devrinde "İslâmiyetten önce bile, hiç yalan söylememiştir" buyurdu.

Ebu Bekir'in yalancı çıkarılmaması için, Nevfel'i Cenâb-ı Hak diriltti... Nevfel bundan sonra, nice yıllar daha yaşadı.

Nihayet duası kabul olundu. "Yemame" çenginde şehidlik şerbetini içti.

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:51 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #29
Cvp: Dini Hikayeler
Şeytan ve Dostları

ŞEYTAN VE DOSTLARI Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış. Açılış konuşmasında demiş ki: Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz.Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi Muhammed ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz. Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi Muhammed ile bağlantı kuramasınlar.. Sizden isteğim budur.Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız? Şeytan: Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al.." Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et!Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle! Aileleri parçalandıkça, evleri, iş çıkışında ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi Muhammed ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan: Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini İnternete girenlerinin mail boxlarını, junk maillerle,sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle,promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur! Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır! Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et! Doğaya çıkıp Allah ın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara vs ***ür!Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla!Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslam i dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol,hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler!Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu plan başarılı mı?

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:52 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
VeGA Çevrimdışı
Süper Yönetici
*******

Üye Bilgileri

Üye No: 124
Katılım: Aug 2006
Yer: MaLtEpE
Cinsiyet : Seçilmemiş
Mesajlar: 5,547
Grup: Süper Moderatör
Statü: Çevrimdışı

Rep Bilgileri

Rep Derecesi: 34
Rep Puanı : 34
Rep Verin:

Hızlı Mesajlaşma 



Mesaj: #30
Cvp: Dini Hikayeler
Günahlar Kalbi Daraltır!

Kalpler, kibir, nifak, riya, haset gibi kötü sıfatlarından kurtulmadıkça, bu hallerin günahı altında kararır gider. Pişmanlık nedir bilmez.

Bu konuda Ebu Hureyre r.a., Nebi s.a.v. Efendimiz'in, "takva buradadır" deyip göğsünü işaret ettiğini ve "kişiye kötülük olarak, müslüman kardeşini hakir görmesi yeter" buyurarak kalbin sıfatlarının önemini vurguladığını bildiriyor. (Müslim, Tirmizî, Ahmed)

Kalp, yaratılışı gereği günahtan rahatsız olur. Sahibi haram işlediği zaman ALLAHu Tealâ kulun kalbinde günahının tesirini yaratır ki, kul tevbe etsin. Bu, Rabbimiz'in bize bir lütfudur. Yaptığımız bazı işlerde 'vicdanım sızladı' veya 'vicdanım huzura kavuştu' dememiz, kalbimizin halini gösterir.

Yapılan bir işin sonunda kalp sıkılır, daralırsa, o meselede günah var demektir. Bu durum, Tasavvuf terbiyesi alan kişilerde, yolunda bulunduğu ALLAH dostunun tasarrufatı anlamını taşır. Rahmet melekleri onu destekliyor, sâdât-ı kiram kendisine himmet ediyor demektir.

Kalbimizi zor durumda bırakmamak, günah kiriyle karartmamak için baştan tedbirli davranıp, yapacağımız işleri alim kişilerle istişare etmeliyiz. Bundan sonra, gerçekten alim olan zat o işin günah olduğunu söylüyorsa, hâlâ o işin günah olmadığını söyleyecek veya senin istediğin gibi fetva verecek bir hoca ararsan, sadece kendini aldatmış olursun.

Ayrıca bir başkası için verilen fetva, senin için geçerli de olmayabilir. Verilen fetvanın tam senin durumuna uygun olması gerekir. Onun için seni ilgilendiren bir fetva almak istersen, gerçekten alim olan bir zata iyice meseleni anlatmalısın.

Buna rağmen kalbin huzur bulmuyorsa, ne kadar fetva da alsan günahtan kurtulamazsın. Kalbinin derinliklerinden nelerin geçtiğini ALLAHu Tealâ bilir. Yoksa sorumlu olan, alim değil, sen olursun.
El-Huşenî r.a ., helal ve haram olan birer ameli tavsiye etmesini isteyince, Rasulullah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurdu:

"Nefsinin teskin olacağı ve kalbinin huzur bulacağı şeyler helal, nefsinin teskin olmayacağı ve kalbinin huzur bulmayacağı şeyler haramdır." (Ahmed, Tebaranî, Ebu Nuaym)

Kalbimizin günaha girmemesi için, her şeyi iyice anladıktan sonra hareket etmeliyiz. Gözümüzle gördüklerimiz bile bizi aldatabilir. Dikkatli olmazsak, kötülüklere yol açacak kötü zandan kurtulamayız.
ALLAHu Tealâ şöyle buyuruyor:

"Ey İman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde ALLAH'tan korkun. ªüphesiz ALLAH, tevbeyi çok kabul edendir." (Hucurat, 12)

İmam Gazalî rh.a Hazretleri şöyle diyor:

"Kimseye kötü zanda bulunmak senin hakkın değildir. Herkesin kalbinde olanı ancak ALLAHu Tealâ bilir. Gözünle görüp yorum kabul etmeyen kesin bir bilgiye sahip olmadıkça, hiç kimse için kötü şeyler düşünmeye hakkın yoktur."

Gözünle görmeyip kulağınla duymadığın hususlarda kalbine gelen şüpheler şeytandandır. şeytan ise fasıktır. Fasık olan tasdik edilmez. Onun için ALLAHu Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Ey Müminler! Eğer fasık biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat, 6)

Varlığımın Kıymetini Bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim.
09-30-2007 03:53 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
   
Anahtar Kelimeler

Dini Hikayeler  ,Dini Hikayeler  indir,Dini Hikayeler  yükle,Dini Hikayeler  download,Dini Hikayeler  indirmek istiyorum,Dini Hikayeler  yükle,Dini Hikayeler  bedava, Dini Hikayeler  İNDİR,Dini Hikayeler  YÜKLE,free,yukle,İndir,download,inndir,Dini Hikayeler  Dvdrip,Dini Hikayeler  filmi indir



Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Âhireti kazanmak için restart 0 23 10-08-2006 01:37 PM
Son Mesaj: restart
  İbadetin kabul olması için restart 0 5 07-17-2006 12:39 AM
Son Mesaj: restart

Foruma Git: