Tarih: 01-09-2009, 01:42 AM Sitemize Hoşgeldiniz. (Oturum AçKayıt Ol)



bence çok faydalı olacak.


Konuyu Gönder  Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
bence çok faydalı olacak.
Yazar Mesaj
Kansss Çevrimdışı
Yokum artık...

Mesajlar: 2,073
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #1
bence çok faydalı olacak.
Altın Beyinli Bilginimiz
Gelenbevî İsmail Efendi (1730- 1790)


Birçok alanda kendini yetiştirmiş ve birçok konuya hâkim bir insandır. Her biri bir kaynak diye nitelendirilebilinecek düzeyde kitaplar yazmış. Özellikle de
Mantıkla ilgili yazdığı eserleri büyük bir önem taşımaktadır. Cevdet Paşa'nın da dediği gibi : "Eğer İsmail Efendinin eserleri olmasaydı, o asrın ilim hayatına dair hiçbir şey öğrenemeyecektik. O,kaleme aldığı eserler sayesinde namını yaşatmasını bilmiştir."
Günün birinde Gelenbevî İsmail Efendi Üçüncü Selim'in huzurunda gerçekleştirdiği isabetli atışlar neticesinde ödüllendirilir. Bunu hazmedemeyen devrin şeyhülislâmı Hamîdîzade Mustafa Efendinin kin ve garaz dolu türlü entrikalarına dayanamayarak altmış iki yaşında yaşamını yitirmiştir.





En Büyük Sözlük Yazarımız
Mütercim Asım ( 1755–1820)


Sözlükten kelime bulmak konusunda çok başarılıdır. Bu konuda ulunduğu dönemin edebiyat profesörlerinden çok daha başarılıdır. Kamustan kelime bulmak konusunda ustalaşmıştır.
Yaptığı zor ve uzun çeviriler sonucu büyük takdir kazanmıştır. Kendisine bağlanan maaşı devrin şeyhülislamının kıskançlıkları ve kini sebebiyle hak ettiği halde alamamıştır.









Padişahların Akıl Danıştığı Hoca
Kethüdâzâde Arif Efendi (1771–1848)


Karıncayı bile incitmekten çekinen, hayvanları özelliklede kedileri çok sever ve beslerdi. Hayatta en çok değer verdiği şey kitaplarıydı. Öyle ki öldükten sonra ardında bir leğen, bir ibrik, birde üzerine giydiği elbiselerden başka bir mal varlığı yokmuş. Tabi ki 40 sandık yazma kitap dışında. Eline geçen tüm parayı kitaplara verir tüm varlığını kitaplara adarmış.





Yıldızları Konuşturan Âlim
Hoca Tahsin Efendi (1812–1880)


Şer’i ilimlerle müspet ilimleri birleştiren ender insanlardan birisidir. Batı medeniyetlerinin ilimlerini çok iyi kavramış fakat batı insanının yetersizliklerinin ve noksanlarının bulunduğunu söylemiştir.
Fırsat buldukça Müslümanların dertlerini dinler, dertlerine ortak olurmuş. Fırsat buldukça, etrafına toplanan yabancılara İslam hakkında bilgiler verir, onun ne üstün bir din olduğunu anlatırmış.



Asrımızın İmam-ı Azamı
Ömer Hilmi Efendi (1843–1889)

Fıkıh ilmini, bu sahanın en büyük otoritesi olan ve adı dünya hukuk tarihinde altın harflerle yazılan İmam-ı Azam hazretleri tanzim ve tertip etti. Hanefi Mezhebini kurdu. İslam âleminin önde gelenleri Hanefi mezhebinin etrafında pervane oldu. Buna rağmen İmam-ı Azam hazretleri şanına lâyık bir muamele göremedi. Hatta rencide edildi, ruhunu teslim ederken de zindandaydı.



Kitapların Efendisi
Ali Emiri Efendi (1857–1924)


Ali Emiri Efendi dindar bir ailenin çocuğuydu ve ölünceye kadar kendisi bu konuda aynı hassasiyeti göstermeye çalıştı. Bütün benliğini kitaplara adadı. Yanya’da görev yaparken eline geçen bir kitabın 2. cildinin Yemen’de olduğunu öğrenince tayinini istedi. Fakat tam bu sırada sahibi satmaya karar verince görevinden istifa etti.
Divânü Lügâti’t – Türk’ün ortaya çıkmasında büyük katkısı olmuştur.





Mehmet Akif Ersoy’un Aziz Dostu
Babanzâde Ahmet Naim (1872 – 1934)


Bazı yazalar vardır ki, onların eselerini okurken içerisi canlı tablolarla ve muhteşem eserlerle doku bir resim galerisini, bir fotoğraf sergisini gezer gibi olursunuz. İşte Babanzâde’nin eserleri de aynen bu şekildeydi.
Mehmet Akif Ersoy’la dostlukları hat safhadaydı. Öyle ki ahiret yolculuğuna bile birlikte çıkmışlardır.
Babanzâde Ahmet Naim Arapça ve Farsçanın yanı sıra Fransızcayı mükemmel bir şekilde biliyordu. Galatasaray Lisesinde okuduğu yıllarda aldığı en yüksek puanlarda okulun tarihinde görülmeyen bir başarıya imza atmıştır.






Gözyaşlarıyla Arşiv Belgelerini Islatan Tarihçi
Muallim Cevdet (1883 – 1935)


Muallim kelime anlamı itibariyle, talim eden, öğreten; ama daha çok eğiten kimse demektir. Muallimliğin bu yönü onu öğretmenlikten ayırır hatta onu öğretmenlikten üstün kılar.
Öğrencilerini zaman zaman gezilere götürerek, İstanbul’un tarihi mekânlarını, eski mezarlıklarını, camilerini dolaştırarak tarihimizin zenginliklerini tanıtmıştır.
Öğrencilik hayatında birlikte sınava girdiği insanlara fark atarak dilde ne kadar ileri ve üstün olduğunu ispatlamıştır.



Mevlâna Âşığı Bir Hikmet Deryası
Ömer Ferid Kam (1861 – 1944 )



Üstad mezarlıklarda zaman geçirip kabir hayatı hakkında ibret verici tabloları izledikten sonra ölümün gerçek yüzünü kendine has bir üslupla anlatmıştır. Ruhanî âlemden bahsettiği eserlerinde yaratılışın sırrından ve seyrinden bahseder ve konuyu öyle ustaca bitirir ki, kabir ve ahiret âlemine açılan bir kitap olduğu anlaşılır.
Taşkın bir zeka, güçlü bir hafıza, derin ve geniş tetebbuat Ömer Ferid Kam’ı ayaklı kütüphanelerin arasında seçkin bir mevkie yükseltmiştir.




“Hakikat Nurları” Saçan Bahtiyar Bir İhtiyar
İsmail Fennî Ertuğrul (1855 – 1946)


Kendi hayatını kendisi kaleme almıştır. Böylece kendisi hakkında yazılabilecek ileri-geri görüşlere mani olmayı düşünmüştür.
Çok küçük yaşlarda istemeden de olsa cariyelerin kucağında okula gönderilmiş. İleriki yıllarda memurluk yapmıştır. Fakat asıl ilmi şahsiyetini otuz sekiz yıl süren emeklilik hayatında sağlamıştır. İlmi, herhangi bir dünyevi menfaat sağlamak için veya belli makamlara yükselmek için değil kendini geliştirmek, yetiştirmek ve güzel bir sıfat elde etmek için öğrenmiştir.




Kütüphânedeki Kütüphâne
İsmail Sâib Sencer (1871 – 1940)


Bütün dünya üniversitelerinde tanına, eşine az rastlanan bir şahsiyetti. Etrafını her zaman birçok ilim âşıkları çevreler, uzak diyarlardan gelen müsteşkirler ona bir kütüphane gibi müracaat ederlermiş. Sahaflar satamadıkları kitapları, risaleleri ona getirirlerdi. Parası olsaydı, muhakkak ki bütün sahaflar çarşısını satın alırdı.
Onun için ilim sadece ve sadece kitaplardan ibaretti. Eline geçen tüm parayı kitaplara yatırmıştır. Öyle ki akşamları okuyucular kütüphaneden çekilince ayrı bir fasıl başlar, iki okuma masası birleştirilir, yatağı buraya hazırlanırdı.



Meçhul Bir Kitap Âşığı
Nurullah Pertev Bey (1896 – 1956)



Emsali olan birçok bilgin gibi, Nurullah Bey de kendi kendini yetiştirenlerin arasında seçki bir konumda yer aldı. Gerek ailesinde gerekse etrafındaki ilim irfan sahibi insanlardan feyiz almasını bildi. Sohbetlerinden elinden geldiğince istifade etti.
Kitaplara düşkün olduğu kadar güreşe de tutkundu. Bu tutkusu sayesinde olsa gerek sağlıklı ve uzun bir hayat yaşadı.


Mezarlıklara Hayat Veren ve Ölüleri Dirilten Âlim
İbnülemin Mahmud Kemal İnal (1870 – 1957)

Sahaflar çarşısına her gelişi başlı başına bir hâdise olan bu büyük ilim adamına daha kapıdan girer girmez saygı ve ilgide sınır tanınmazdı.
Hayatının bin bir çilesini çeken, mükemmel eseler vermek için her sıkıntıya katlanan Üstad, en büyük acıyı mütareke yıllarında yaşamış. Sayısız yazma ve basma eserler, gazete ve mecmualar, hat örnekleri, şiirler vs. sayesinde tarihe, yaşadığı dönem hakkında ışık tutmuştur.




“Küllük” ü “Güllük” , Kahvehaneleri Dershane Yapan Hoca
Mükrimin Halil Yınanç (1900 – 1961)



Hoca, genç ve heyecanlı bir tarih öğretmeni olarak çeşitli liselerde öğretmenlik yaptıktan, Türk Tarih Encümeni hafız-ı kütüplüğünde bulunduktan sonra Paris’e gönderildi.
Mükrimin Halil Beyin önemli bir özelliği de insanı hayrete düşüren güçlü hafızasıydı. Deyim yerindeyse hoca tam bir hafıza şampiyonuydu. Gerek sohbet ederken gerekse ders verirken en küçük ayrıntıları dahi atlamazdı. Hiç şüphesiz tarih seferleri hayli uzun sürer fakat onun anlatımıyla zamanın nasıl geçtiği anlaşılmazmış.
Kütüphane dervişi sayılan hoca diğer dervişlerin arasında en seçki bir mevkide görülüyormuş. Topkapı sarayına görevlilerden önce gelir, kapıya dikilir ve hademelerle birlikte çıkarmış. Kafasının içi çantasında taşıdığı ve hatta eşiğini aşındırdığı kütüphanelerden çok daha zenginmiş.







Hem Sahafların Hem Cerrahların Şeyhi
Hacı Muzaffer Ozak (1916 – 1985)

Bin bir marifeti olan çok yönlü insanlara eskiler “Hazarfen” diyorlardı. İşte sahaflar şeyhi Hacı Muzaffer Ozak da onlardan biriydi. Sahibi olduğu kitapçı dükkânı tam bir ilim ve sohbet meclisi, bir nev’i serbest akademiydi.
Türk tasavvuf ve tekke musikisinin göz kamaştıran ritmiyle ve ahengiyle Avrupalıları kendinden geçiren Hacı Muzaffer Efendi, dervişleriyle birlikte Fransa’dan ayrıldı. Aynı heyecanı yenidünyanın insanlarına da yaşatmak üzere Amerika’nın yolunu tuttu.




Sohbetine Doyulmayan Türkmen Kocası
Ali İhsan Yurt (1928 – 1993)


Hayatının her dakikasını kitaplarla geçiren Ali İhsan Bey, doğrusunu söylemek gerekirse, tam bir canlı kitaptı. Gitmediği ilim hazinesi, görmediği eser hemen hemen yoktur.
Ali İhsan Bey altmışlı yılların başında fedakâr ve cefakâr birkaç arkadaşıyla birlikte Koska’nın karşısında Yaprak Kitapevini açar. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra burası bir mektep, akademi, kültür merkezi haline gelmiş.
Bulunduğu yeri güneş gibi aydınlatan Ali İhsan Bey de dünyasını terk edince Marmara Kıraathanesi eski cazibesini yitirdi. Enderun, en derin yarayı aldı. Sönmez’in ışığı söndü. İlim meclisleri matem haneye döndü. Ve böylece dünya nimetlerinin en büyüğü kabul edilen kültür adamlarının boynu bükük kaldı.

HAYAT YALAN OLMUŞ.....
12-27-2007 06:33 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Konuyu Gönder  Mesaj Önizleme 


Foruma Git: