bellissima35
Ziyaretçi / Kayıtlı Değil
|
ayetlerde fitnenin yeri
TEFSİR: BAKARA SURESİ
AYET: 190-193
“Sizinle savaşanlarla Allah uğrunda savaşın. Fakat, haksızca saldırmayın. Şüphesiz ki, Allah haksızca saldıranları sevmez.” (Bakara 190)
Abu Cafer Errazi, Medine de savaşla ilgili ilk ayet olarak indirildiğine dair Abu Aliye yoluyla rivayet aktardı, Resulullah (sav) sadece kendisiyle savaşanlarla savaşıyordu, kendisiyle savaşmayanlar üzerinden elini kaldırıyordu. Ta ki Tövbe Suresi’nde ki 5. ayet nazil oluncaya kadar böyle devam etti. Ayet şu şekilde idi; “…müşrikleri nerede bulunursanız onları öldürün…”
Bu rivayet ile birlikte, savaş başlatmakla ilgili değişik surelerde bir çok ayet nazil oldu.
Resulullah (sav) hicret ederken, Muhammed Suresi’nin 4. ayette olan “…kafirlerle karşılaştığınız zaman onların boyunlarını vurun…” ayetinin indirildiği rivayet edildi. Bu savaşmanın sebebi, kafirlerin batıla uydukları içindir, ondan önceleri ayet açıkladı. Kafirlerin kendilerini yaratan Allah’ın emrini ret ettikleri için onlara karşı Allah savaş açtı. Çünkü, onlar zalim oldular, Allah’ın hakkını ret ettiler. Ama, bu kafirlerle kim savaşacak?
Allah’a inananlar ve emrine uyanlar savaşacaktır, bu imanın gereğidir, bu nedenle Allah müminleri kendi uğrunda savaşmakla mükellef kılmıştır. Buna göre müminlerin savaşması haktır, bu müminlerin imanlarının gereğidir, çünkü kafirler kendilerini yaratan Allah’ın hakkını çiğnemişlerdir.
Resulullah (sav) Mekke’de Allah’a davet ederken kafirler onu ve müminleri ezmeye başladılar, kimini öldürdüler kimini işkenceye maruz bıraktılar, kimini de göçe zorladılar. Bu asırda Allah’a davet edip şeriatı uygulamak isteyenleri kafirin nasıl ezdiklerini görmekteyiz. Hatta mümin kadının başörtüsünü takmasını yasaklıyorlar. Kafirler güçleri yetse İslam adını bile yeryüzünden silerler. Allah (cc) bunu Bakara Suresi 217. ayete bize bildirmekte, ama onlar İslam’la adım adım savaşma taktiği benimsediler. Yönetimden başladılar, Hilafet’i yıktılar ve 1924’ten bugüne kadar nereye vardılar, görmüyor musunuz? Resulullah (sav) bunu bize şu şekilde haber vermiştir:
“İslam düğmeleri düğme düğme çözülecek, ilk çözülecek düğme yönetimdir, son düğme namazdır” (Al-Hakim)
Resulullah (sav) Allah’tan gayıbla ilgili öğrendiğini müminlere açıklıyor, onların dikkatlerini çekiyor ve onları uyarıyor, ta ki; kendi dinlerini korumaya çalışsınlar. Yönetim başta olmak üzere İslam’ı himaye etmek için savaşsınlar. Kafirleri en fazla korkutan cihat dır, Müslümanların savaşıdır. Bu sebeple cihada çağıranlar veya başvuranları terörist olarak niteliyorlar. Kafirler Müslümanlara saldırırken Müslümanlara barışa çağırın diyorlar. Ne kadar şaşırtıcı ve acayip bir şey oluyor bu kafir dünyasında.
Resulullah (sav) İslam Devleti’ni kurunca, sadece kendisiyle savaşanlarla savaşıyordu. Çünkü, devlet yeni ikame edilmişti ve çok güçlü değildi ve sadece bir düşmanla savaşıyordu. İkinci Halife Hz. Ömer döneminde İslam Devleti çok güçlü olunca birden dört memlekete dört ordu gönderdi, Mısır’a, Filistin’e, Şam’a, Irak’a ve bu ordu ondan sonra İran’a devam edecektir. Böylece, dünya’da en zalim Roma imparatorluğunun şimdi Orta doğu diye adlandırılan bölgeden nüfuzunu temizledi. Aynı anda, İran’a, Irak’a ve Azerbaycan’a egemenliğini yerleştiren ikinci en zalim Pers imparatorluğu ortadan kalktı. Kısa müddette bu iki imparatorluk zulmü altında inleyen halkların ezici çoğunluğu İslam’a girdi. Pratikte bunu gördü, fakat Allah bize daha önce Nasr Suresi’nde bu gerçeği belirtmiştir. Allah’ın zaferi ve fethi gerçekleşince insanların dalga dalga İslam’a gireceklerini görürüz.
“Resulullah (sav) bir halka tebliğ etmeden önce hiç saldırı yapmadı. Önce İslam’a o halkı çağırıyordu, kabul etmezlerse, İslam hakimiyeti altına girmelerini talep ediyordu, bunu kabul ederlerse, Müslümanlar gibi muamele görürler, İslam’a girmek için zorlanmazlar, zımmi (ahit ehli) olurlardı. Kabul etmezlerse o zaman saldırıyı başlatıyordu.” (Buhari)
Şu da var ki; Resulullah (sav) pek hikmetli idi, çoğu zaman fethedeceği kafir memleketin Müslümanlara herhangi bir kötülük yapmalarını bekliyordu. O zaman saldırısının kafirler nezdinde bile haklı olduğu idrak edilir. Örneğin; Mekke fethi kafirler Resulullah (sav)’in himayesi altına giren Huza’e kabilesine Kureyş’in himayesi altında bulunan Berke kabilesi hem de Kureyş’in yardımıyla saldırınca Resulullah (sav) Mekke’ye doğru yürüdü ve fethetti. Allah-u Teala, insanlara haksızca saldırıyı ve sınırı aşmayı yasakladı. Bunun manası; teslim olanlara, yaşlılara, çocuklara, kadınlara ve mabetlerine çekilenlere saldırmamaktır. Aynı şekilde hedefsizce hayvanları öldürmek, ağaçları kesmek veya yakmak ve evleri yıkmamaktır. Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Allah uğrunda saldırın, Allah’a kafir olanlarla savaşın, saldırın fakat sınırı aşmayın, gaddarlık yapmayın, ölenlere temsil yapmayın, çocukları öldürmeyin ve mabetlerine çekilenleri de öldürmeyin” (Müslim, İbni Hanbel)
“Bir savaşta Resulullah (sav) bir kadının öldürüldüğünü görünce bunu reddetti, kadınların ve çocukların öldürülmesini nehyetmiştir.” (Buhari ve Müslim)
Allah bir şeyi sevmediğini söylerse o şey haram demektir. Bu nedenle haksızca saldırmak haramdır. Kafirlerin bütün saldırıları haksızdır, çünkü batıl üzerindedirler ve batıl için savaşıyorlar, hiçbir zaman insanların hayrı ve saadeti için savaşmazlar, sadece kendi egemenlikleri ve çıkarları için savaşıyorlar. Bu nedenle, onlarla savaşmak, onların savaşmalarına karşı gelmek ve saldırıya direnmek haktır, farzdır.
“Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kafirlerin cezası böyledir.” (Bakara 191)
“Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir.” (Bakara 192)
Bu ayet Kureyş’le ilgilidir. Müslümanları diyarlarından çıkarttı, onlarla savaştı ve insanları zorla Allah’ın dininden döndürmek için çalıştı. Fakat, Şer-i kaide, önemli olan ayetin münasebeti değil, lafzının genel manasıdır. Buna binaen Müslümanları diyarlarından çıkartanlarla savaşılır ve onlar Müslüman diyarlarından kökten sökülür. O zaman bu ayet Mekke’ye intibak ediyordu. Bugün Filistin’e intibak ediyor, Yahudiler Müslümanların bir kısmını Filistin’den kovdular ve onlarla savaştılar. Müslümanlar Yahudilere aynen yapmalılar. Yahudilere karşı savaş haktır, farzdır.
Burada ki fitnenin manası; insanları dinlerinden döndürmektir. Allah-u Teala, “fitne katletmekten, öldürme işinden daha dehşetlidir” diye beyan ediyor. Buna göre, din candan daha üstündür.
Müslüman dinini korumak için canını feda ediyor, onun uğrunda da savaşıyor, onu hakim kılmak için şehit olmaya hazırdır.
Birçok ayette, “Allah uğrunda mallarınızla ve canlarınızla savaşın” diye Müslümanlara emir geliyor. Bunun manası; dini korumak ve yükseltmek mal ve candan daha üstündür, her şeyden de üstündür, Tevbe 24. ayette Allah, Resulü ve onun uğrunda cihadın her şeyden daha sevgili ve daha üstün olduğunu Allah (cc) gösterdi.
Mescid-i Haram’da savaş yoktur. Mescid-i Haram adlandırıldı, çünkü o mescitte savaşmak ve öldürmek haramdır. Ancak, kafirler Müslümanlarla savaşırlarsa Müslümanlar onlarla savaşmalıdır. Müslümanlar onlarla savaşırken onları öldürebilirler. Böylece, savaş ve öldürme işi haram kılınan yerde, O Mescid-i Haram’da izin geldi. Böylece Allah’ın dini korunur, Müslümanlar da korunurlar.
Dünyayı, malı, lüks hayatı, çocukları, kadınları ve başka dünyevi eşyaları tercih eden Müslümanlar, din ve onun hakimiyeti gidince ne hale düştüklerini düşünmüyorlar mı? Saldıran kafirlerin cezası ölümdür, ancak saldırıdan vazgeçerlerse fitne işinden vazgeçerlerse ve Allah’ın dinine uyarlarsa Allah onları affeder ve rahmet eder. Yani, daha önce Müslümanlarla savaşmışlarsa ve dinlerinden vazgeçirmeye çalışmışlarsa, ondan sonra tövbe edip İslam’a girerlerse Allah onları affeder ve rahmet eder. Çünkü böyle şey yapan bazı kafirler İslam’a girmek istediler ama korktular, Allah bu ayetle onları müjdeliyor. Zira, Müslümanlar intikamcı değiller, kim tövbe ederse İslam’a girerse kafir iken ne yapmışsa affedilir.
“Bir fitne kalmayıncaya ve yalnız Allah’ın dini hakim oluncaya kadar savaşın. Eğer onlar (küfür, şirk ve haksızca saldırılardan) vazgeçerlerse ancak zalimlere saldırı gerçekleşir” (Bakara 193)
Geçen ayetlerde fitnenin öldürme veya katl işinden daha dehşetli olduğu beyan edildi. Bu nedenle kıtal veya savaş Müslümanlara farz kılındı, ayrıca dini hakim kılmak için de onlara farz kılındı. Zira, din hakim olmayınca fitne devam eder, bu asırda din hakim olmadığı için Müslümanlar her gün yeni bir fitneyle karşı karşıya kalıyorlar, diyarlarını kaybediyorlar, kafirler tarafından işgal ediliyor, diyarlarında fuhuş yayılıyor, her tür günah yapılıyor, okullarda çocuklar bozuluyor, laik öğrenim ve eğitimle kafirleştirilmeye çalışılıyor, servetleri çalınıp fakir bırakılıyor ve bunun akabinde Hıristiyan misyonerler tarafından fakirliği istismar edilip Hıristiyanlaştırılıyor, İslam’a davet edilenler hapse atılıyor, Kuran’ı ve İslam’ı öğreten okullar kapatılıyor, saha yalnız küfür akımlarına serbest bırakılıyor ve Müslümanların bu sahaya girmeleri yasaklanıyor vb. fitneler saymakla bitmiyor, sayısı sanki sonsuzdur.
Bundan dolayı, Allah’ın dini olan İslam hakim olunca bütün fitneler biter, Müslümanlar ve diğer insanlar rahat ve huzurlu olurlar. Bunun yolu, cihattır. Ayet bu gerçeği belirtiyor, cihat işleri yürüten devlettir. Devlet, düşmanı korkutacak gücü hazırlar, dava işlerini düzenler ve bütün siyasi üslupları kullanır. Zira cihadı başlatan devlettir. Ama, düşman İslam memleketini işgal ederse, daveti yaymak için cihat oradaki Müslümanlara ve yetersizse oraya yakın Müslümanlara düşer, ta düşman oradan kovuluncaya kadar cihat devam eder, hatta kadınlar kocasının izni olmadan ve çocuklar velilerinin izni olmadan cihada başvururlar. Bu durum özeldir, yoksa cihat işleri devamlı İslam Devleti tarafından yürütülür. Resulullah (sav) devlet başkanı olarak cihat işlerini yürütüyordu, ondan sonra Raşid-i Halifeler aynı siyaseti izlediler. Kuran’ı Kerim yüzlerce ayetle cihat, kıtal ve savaş emri veriyor, fakat uygulaması Sünnet’te beyan edildi, hem sözle hem pratikte açıklandı. Bu nedenle, cihatla ilgili detaylar ve metodu Resulullah (sav)’in sözlü ve ameli sünnetten anlarız.
Ayette “onlar vazgeçerlerse” ifadesi geçiyor. Bu nedir? Müslümanları diyarlarından çıkartmak, dinlerinden vazgeçirmek ve dinin hakimiyetini kabul etmemek ve kafirlikleri veya küfrün hakimiyeti üzerine ısrar edilmesi ve İslam’la savaşmaktır. Bu nedenle Onlar zalim sayılırlar, çünkü haksızlık yapıyorlar, İslam’a ve Müslümanlara saldırıyorlar. Buna göre kafirler bu konulardan vazgeçerlerse artık onlara saldırı yoktur, çünkü bu halde İslam’a boyun eğmiş oldular.
Saldırı yalnız zalimlere olur, bunlar vazgeçmeyenlerdir! İşte bu ifadeyle kafirler, İslam’la ve Müslümanlarla savaştıkça, egemen oldukça ve fitne yaptıkça savaş devam eder.
Esad MANSUR
|
|