12-26-2006, 11:30 PM
Demokritos ve Herakleitos öyle iki filozoftu ki, Demokritos, insanlığın durumunu anlamsız ve komik bulduğu için halk arasında hafif bir tebessüm ve alaycı bir ifade ile çıkarmış. Herakleitos ise, insanlığın durumuna acıdığı ve üzüldüğü için daima asık bir yüz ve yaş dolu gözlerle dolaşırmış.
“Evinden dışarı adım atar atmaz gülmeye başlardı biri
Öteki ise ağlamaya başlardı.”
Juvenalis
Ben Demokritos’un davranışından yanayım. Sadece gülmek ağlamaktan daha hoş bir şey olduğu için değil, insanlığı daha fazla küçümsediği, bizleri daha fazla suçladığı için. Öyle hallerimiz var ki ne kadar küçümsensek yeridir bence. Yakınmalarımızda, acıdığımız şeye bir çeşit değer verme vardır. Alay edilenlerse değer vermediklerimizdir. İnsanlıkta saçmalıktan fazla dert, budalalıktan fazla kötülük olduğunu sanmıyorum. Dertlerimiz saçmalıklarımızdan daha ağır basmaz; aşağılık olduğumuz kadar zavallı da değiliz. Onun için, Diogenes, kendi kendisiyle konuşan, fıçısını yuvarlayıp gezen, büyük İskender’e dudak büken, insanları, sineklere, ıvır zıvır dolu torbalara benzeten o filozof, bence insanlardan nefretiyle ün kazanan Timon’dan daha acı, daha sarsıcı, dolayısıyla daha doğru bir yargıçtı. Çünkü nefret ettiğiniz şey, yüreğinizde yeri olan bir şeydir. Timon bize lanet okuyor, bütün hıncıyla batmamızı istiyordu yakınlığımızdan. Öteki o kadar az değer veriyordu ki bize, yaklaşmamız rahatını kaçırmaz, tutumunu değiştirmezdi. Kovmuyordu insanları. Korktuğundan değil, onlarla görüşmeyi hiçe saydığından. Bizi kendisine iyilik de kötülük de yapmaktan aciz sayıyordu.


